pazar’ı bekleyen kumrular gibi :Pp

Günaydınlar olsun sevgili defter. Sabahı ettik öyle ya da böyle, Ruh halimizle ilgili methiyeler döşemenin yersiz olduğu kanaatindeyim , zaten kafam bir milyon bir de oturup aman şöyleyim böyleyim falan edemem. Sevmiyorum artık böyle halleri ben. Saçma salak bir insan olmaya doğru koşar adımlarla ilerlediğimin de farkındayım,ama ne yapabilirim ki ? Hiçbir şeyi tek başıma değiştirebilecek denli güçlü değilim ben. Aman değişsecek ne var ki hem?? Sabah sabah cümle bulamama halleri bunlar,biraz da “defterim var ne güzel,yazayım ben hepp” mantığının abuklaşmış hali.Böyle işte.

Biraz zaman geçsin,öğlen olsun,sonra da akşam. sonra gece.. cumartesi bitsin pazar olsun.. Güzelce bir kahvaltı yapayım,ardından açık havada dolaşayım. Yeniden doğarım.. hadi ama pazar… çabuk…

Aynalar…

“Harmanım ben harmanım,kırk satırlık fermanım..Yok dizimde dermanım..

Eyletmen beni,söyletmen beni…Ağlatman beni…Aynalar”

Ne güzel bir akşam öyle değil mi defter ? Sakinlik diz boyu.. Aslında benim neşe dolu olup zıpzıp zıplayıp eğlendirmem lazımdı kendimi/seni. Olsun yorgun olduğumuz günleri böyle sessiz  durarak değerlendirelim bizler de.. Her gün aynı olmak zorunda değil ki.. Sessiz sedasız sus-pus olup içimden  bağırmak gelmesinin de apayrı bir çelişkisi var. Zor geliyor bana bazen çok konuşmak. Biraz azaltmalı,çenemizi tutmalı biraz.  

Zuhal Olcay dokunuyor kalbime bu akşam,gürültü yapmadan  dinliyorum gayet usluyum. Sessizken ben oda da sessizleşiyor,o da… Mutluyuz defter.. Aynalara bakıp bakıp bunu diyebiliyorum.. Aynalar öyle diyor..

….canım senle olmak istiyor.

çay kaşığı lazım bir tane..

geceler kadar kararmış gündüzlerim de… gözlerim kararmış belki de.. uyuyasım geliyor sıklıkla,böyle tarifsiz rüyalar göresim,kaybolasım içinde. biraz gülesim,az konuşasım..

yorgunluğum akıp gitsin. ben döneyim kendime..                            

sabahtan beri bulanığım.şekeri konulmuş ama karıştırılmamış bir çay gibiyim. tadı var gibi,ama tatsız.

içsen bir türlü,döküp atsan yazık….

güneşmiş dünyanın kaynağı..

Güneşi tutmuşlar buralarda,ışık saçma demişler. Çok aydınlık olma,içini karart demişler. Oysa güneş ışık vermeliydi dünyaya.. Yaşama sevinci katmalıydı. İnsanları duygusuz/duyarsız yapmışken bir de güneşe dokunmasaydık keşke. Üzülmüş güneş,aydınlatamadıktan sonra dünyaları ne işim var demiş buralarda. Amacım ne benim demiş,öyleyse olmayayım ben de .. Çoktan terketseydi bizi güneş o zaman ne yapacaktık?

Güneşsizlikten kıvranırken dünya,elimize eski filmlerin parçalarıyla neşe içinde izlemek ne kadar anlamlı ? Film parçaları,güneşli güzel günlerimizde çekildiklerimiz belki de.. Onu bunu bırakıp sanırım içimize sarılmalı,içimizin güneşine..

Güneşli güzel günlere…

gidesi gelmiş sahibinin..

Söyleyebileceğim tüm kelimeleri bitirdim zannedersem,sana bir şey kalmadı sanırım defter. Seni dedim eğlenceli tarafım için kullanayım.. Sonradan da dedim ki kendime beni terkettiğinde eğlenceli yanım ben de seni mi terkedeceğim? yapmam dedim bunu kendime de sana da.. Bir ruhun vardır senin de belki,ben hiç bir ruhu kıramadığım gibi seni de kırmamaya özen göstermeliyim.

Benim “gitme” isteğimin başgösterdiği bu nadir zamanlarda en güzeli sessiz kalıp ne kadar kolay değiştiğimi izlemek sanırım. Dengesizliğime tanık olmak olarak da tanımlayabiliriz bunu tabiiki…

Bu da  sana tüyo olsun defter.