Çiçekleri Ezmeyelim !

Sulak yerde yetişmiş bir zamane çocuğu olamadım ben. Hep ufacık kaldım.. Gelişimim olduysa da bu hep enine oldu. Enlemesine genişlemiş çocukluktan hoşlanmadım ben. İlk olarak şekeri çıkardım hayatımdan. Çayı şekersiz içmelere başladım. Kırklama denilen o çay içme şeklini de zaten hiç başaramazdım. Ziyadesiyle bir kase küp şekeri yutabililirdim o şekilde devam ederek. Her bardak çay ile bir kase şeker yeme fikri bana cazip gelmediği gibi  aynı dönemlere annemin şeker hastası olmasının denk gelmesi ile benim çaylarım şeker ile alakalarını kestiler. iyi de oldular. Şimdilerde bir milim şeker atılsa çayıma ortalığı savaş alanına döndürecek denli gözüm dönüyor. Neyse benim konum bu değil şu ara. Konu da ne ?? Konu belirlemedim ki ben hay aksi..

Çiçekleri ezmeyiniz yazardı bizim ilk okulun bahçesinde.. (heh evet konuyu buraya getirecekmişim de ben çay ne alaka bacım? ) Bizler de o çiçekleri hiç ezmezdik bu yüzden. Yoksa evet bizler birer psikopat idik ve bayılıyorduk çiçek ezmelere. Bizi bu hevesimizden mahrum edenlere nefret doluyuz şimdilere.  Ben çiçekleri ezmezdim.. Annemin salonu da botanik bahçesi gibiydi. Dokundurmazdı çiçeklere bir türlü. İyi niyetimin kurbanı olarak çok kereler çiçeklere su verme girişimimde annemin terliği ile kafa kafaya (bazen de kıç kıça) gelmişliğimiz çoktur.

Evet ben büyüdüm anne. Ve artık çiçek ezmiyorum. Yandan yandan yürüyorum.. Vallahi de billahi de..

 

bak anne

 

Yesyeşil Elma

Elmalara karşı zaafım her sene Eylül ayının ortalarında ortaya çıkarken bu yıl biraz öne alınarak Ağustos sonuna tekabül ettiler. Ben bu duruma gayet kolaylıkla adepte oldum olmasına da dişetlerim pek yadırdadılar durumu.. Acaba diyorum sıklıkla sorun çıkarmayan taş gibi dişlerimin etleri Eylül aylarında daha mı sağlıklı olmaktalar? Bir alakası var mıdır, hiç değilse bu bir kel alaka mıdır.. Meraklardayım. Belki de bir alakası yoktur ve tüm suç benim aynı akşamda 7 adet orta (tamam kabul bazıları büyük) boy yesyeşil elmaları “haaarrrrttt” demek sureti ile yemiş olmamda mıdır.. Olabilir.

 

 

Elmanın sağlıklı bir şey olduğuna emin olmam ilk okul yıllarıma denk geliyor benim. O zamanlarda annem elinde elma ile tepemize dikilirdi. Biz de elma için “sağlıklı ve de öööğğğhh” tanımı getirmiştik aklımızca. Ama sonra ben doğru yolu elma da bulurken kız kardeşlerim muz denen o gerzek meyveyi daha çok yakıştırdılar damak tadlarına. Ama ben hep elma sevdim.. Bravo bana.. Hem dişerim beyaz hem de gayet rahatlıkla fındık ceviz gibi bilumum kabuklu yemişleri kırabiliyorum gayet sert ve dayanıklı olan dişlerim ile.

Ha bir de elmalı diş macunı bir harika ! Tavsiyelerime devam etmek isterdim ama sabah evden çıkarken çantama tıkıştırdığım üç adet elma ile bakışıyorum.. Birini şimdi..birini öğlen.. birini de … yımm hemen !

Bak Gidersem Dönmem

Şarkı sözlerinden çok güzel malzemeler çıkıyor. Hiç değilse benim gibi “başlık bulma özürlü” bir yazar için gayet leziz başlıklar çıkıyor aralardan. Perihan Mağden gibi olacak benim de sonum. Gerçi ben onun gibi yalnızca Ajda şarkılarından kitap başlığı seçmiyorum. (ara not: bakınız Perihan Mağden kitapları ) ( ara gaz : meruşcum entelliğine hastayım )Misal şimdiki başlığım kimin söylediğini bilmediğim uyduruk bir şarkıdan alıntı. Belki de şarkının adıdır bu , ama sizce benim umrumda mı bu ? ha ha ha elbetteki hayır

Ülkemin orasına burasına bombalar koyan hayvani dürtülere sahip kimselere buradan kafa atma isteklerimi iletsem de birşey değişmeyecek biliyorum. Ya da ormanları cayır cayır yakan insan dışı varlıklardan bahsetmek yersiz.

Zaten yaz bitmiş. Ve ben hala parmak arası terlik sendromu ile ilgili tek satır yazmamışım bir de kalkıp ülke sorunları ile mi bik bik öteceğim !!

Zaten üzerimde tonlarca ağırlık var. Rejim yaparsam üzerimdeki tüm baskılar , duygu karmaşaları vesailer de gider mi.. ?

Peki ben neden çok su içiyorum..

Dalga-Dalga

Hiç bir günü diğer gününü tutmayan ben ve hissiyatlarım doluştuk bir çantanın içine düştük yola. Elimizi kolumuzu bağlamamış olsalardı daha çok resim çekip daha çok gecelere tanıklık edecektik.. Olsun dedim ben.. Yeterdi .. “yeter”di bu kadarı..

dalga dalga dalga dalga dalgalanıyor, hatçayı görenler aman sevdalanıyor ağırlıklı ağaçlıklı bir yoldu gidilen.kulağa geçirilen tek kulaklı mp3çalarda Strativarius, arabada çalan denizin dibinde hatçe.

[vividentfulfireş şekline girip relax olmak ferah olmak istiyorum. dişlerimi fırçalarken aldığım o elma tadı yayılsın tüm hayata.. sert ekşi ve sulu yeşil elma istiyor canım]

 

Acıdan Geçmeyen Şarkılar Biraz Eksiktir

Sabahki kalp çarpıntımın yaşımla alakası olsa idi keşke diye düşündüm.  O geç(emey)en 10 dakikada aklım, beynim, kalbim, hayallerim, umutlarım, geleceğim gözlerimin önünden hoopp diye yuvarlanmak sureti ile düştü. hamile bir kadının yolda ayağının takılması kadar büyük bir felaketti bu.. ! Amanındı ! Olmasındı bir daha..

Hissiyatım asla herhangi bir yere dökülecek gibi değil. Hepsi bembeyaz bir odadaki o ana saklandı..Sadece o ana..

Biraz kopipasteden zatar gelmez kimselere…

[sarki]Bir şiirden bir sözden
Bir melodiden bir filmden
Geçirip güzelleştirmeden can dayanmıyor
Yıldızların o ışıklı fırçası azıcık değmeden
Bu şahane hüzün tablosu tamamlanmıyor [/sarki]

[siir]imrendiğin, öfkelendiğin
kızdığın ya da kıskandığın diyelim
yani yaşamışlık sandığın
Geçmişim
dile dökülmeyenin tenhalığında
kaçırılan bakışlarda
gündeliğin başıboş ayrıntılarında
zaman zaman geri tepip duruyordu. Ve elbet üzerinde durulmuyordu.
Sense kendini hala hayatımdaki herhangi biri sanıyordun, biraz daha
fazla sevdiğim, biraz daha önem verdiğim.

Başlangıçta doğruydu belki. Sıradan bir serüven, ratsgele bir ilişki
gibi başlayıp, gün günden hayatıma yayılan, büyüyüp kök salan ,
benliğimi kavrayıp, varlığımı ele geçiren bir aşka bedellendin.
Ve hala bilmiyordun sevgilim
Ben sende bütün aşklarımı temize çektim
Anladığındaysa yapacak tek şey kalmıştı sana
Bütün kazananlar gibi
Terk ettin[/siir]

Hadi eyvallah gülperi…