Parça Parça

İlkokul biterken hepimize dağıtılan içinde resimlerimiz ve hakkımızda yazılar olan albümden, ortaokulda sınıfça hazırladığımız defterden, lise diplomamla aldığım andacımdan, üniversite de sağa sola yazılan yazıların arasından resmimin yanına iliştirilen  “neşeli” , “pozitif” , “hayat dolu” , “bıcır bıcır” ifadelerinin kaldırılmasını talep ediyorum. Bunun için bir zaman makınası icat etmeli, o yıllara dönmeli, hatta dönmüşken hiç geri gelmemeliyim.

Çünkü parçalandım. Çünkü doğru tabirler değil onlar. Çünkü yazamıyorum, konuşamıyorum.

Öyle işte…

Yazı yazmayı biliyorum ben

Evet. Hakikaten biliyorum ben bunu. Öğrenmiştim ilkokuldayken. Kalemi düzgünce tutmayı başarır başarmaz yazabilmiştim. Hatta ilk yazdığım kelime ismimdi. Merush yazmadım ama ben, o vakitler meruş vardı yalnızca araya sh ekli dahil olmamış, yozlaşmamıştım henüz. Meruş da yazmadım ben Meral yazdım bariz bir şekilde ( Aha evet benim adım tam olarak oydu, unutmuşum kullanmayalı). Soyadımı da yazdım, tabi o vakitler şimdiki soyadım yoktu, zaman çok değişti. Ben kalem bıraktıktan sonra soyadım değişti, klavyeye de hiç soyisimi yazma ihtiyacı duymadım ben. Klavyeye çoğunlukla merush yazdım ben.. Şimdi de yazacağım.

Merush. Evet merush benim adım. Depresif ruh haline girdiğinde kendini param parça eden, hayata gülücük saçmayı olduğu yerde bırakıp yoluna huysuzlukla devam eden bir merush ile tanışmak da varmış kaderde. Bildiğim tüm insan isimlerini  depresyon ile özdeşleştirirdim ancak hiç aklıma düşmemişti gün gelip de merush isminin bu batağa sürükleneceği. Öyle yaptım ben, affedilsin.

Neyse konu bu değil. Konu benim her seferinde inat edip kendimden uzak tutmam kendimi. Aslında içimde tonlarca kelime geziyor. Tonlarca söz öbeği bekleşiyor. Yeri değil diyor, susuyorum. Yerinin bembeyaz bir oda olduğunu biliyor gözlerim, doluyor yaş ile.

Bu kadar.

 

Hatırla Ey Peri!

Aliyenin bitmesi ile her Salı akşamı derin üzüntülere gark oluyordum, içimdeki dizginlenemez dizi izleme aşkını susturamıyordum bir türlü. Sonra bir reklam gördüm, dünyam değişti! Reklamda 1950lerden kalma sesiyle bir kadın “Hatırla Sevgili” diyordu, ve altında SALI AKŞAMI yazıyordu.. İşte o an dedim! İşte Salı akşamları geçirdiğim travmaları yokedecek olan ilahi güç bu. Geçmiş bilgilerim bu şarkının sözlerinde bir de “Hatırla Ey Peri” geçtiğini hatırlattılar bana, zira uydurmuş olamam. (tamam bir çok şarkının sözlerini anlamayıp baştan söz yazıyorum ama 1950 de yoktum ben, sallamış olamam).

Evet, izledim ben bu diziyi. Malum uçak kazası ile malumatlarım vardı. Ayrıca siyaset sever yanım ve Aliye’den kalma ev kadını zekası taşıyan bir bedenim vardı. İkisinin bir tavada erimesi beni çok mes’ud etti.  Hem tarihe tanıklık edecek hem de sulu zırtlak bir aşk hikayesi ile hüzün yapacaktım, hem de Salı akşamlarım boş geçmeyecekti.

Ancak diyebilirim ki, izlemek istediğim bir aşk hikayesi değil. Ben o yıllardaki Demokrat Parti / CHP çekişmelerini izlemek istiyorum. Görmek istediğim görüntüler puantiyeli elbiseleriyle parti ortamlarına akan kızlar, jöleli erkekler değil. Biraz bilgi aktarımı şart bu ekran insanlarına.

Hatırlat Ey Dizi.

Nereye Tutunacağını Bilmeyen Kelimeler

İlacı olsa idi “kel” in kendi kafasına sürerdi derler hep. O kel, saçları olsun ister mi istemez mi hiç kimse önemsemezdi. Kelsen eğer ki, saça ihtiyacın vardır. İstemeyerek kel olmuş, ama bundan mütevellit acılar çekmemiş olamaz mıydı insan?

Kimin ensesinde şekil bulacağını bilemediğimiz şaplaklar gibi. Bir önceki masalın sonunda kurulan tüm cümleler, olası bir masalda yeniden kurulacaktır ne de olsa. Torbanın dolması gerekliliği bize yazı yazdırma cüretinde bulunur mu peki? Bulunuyor. Göz önünde olmak için, göze gelmemek için.

Canım masal anlatmak isteyebilirdi benim dün gece. Küçük masum kız çocuğu toplama şansım olsa idi sokaktan belki gerçe olurdu bu hayalim. Ama o saatte hiç bir çocuk bulunamazdı yağmurun ortasında, soğukta. Vardır belki de, nereden bulacaksın ki onu. Hem zaten konuya müdail olması gereken o değildi ki. O telefon açılsa herşey değişecekti. Biliyorum ben.

Atatürk’ün yazdığı güzide eser Nutuk içerisinde şifrelenmiş yazılar tesbit edilmiş. 19 kere tekrarlamış kimi kelimeleri Ata.. Şifre vermiş bize. Ben buna benzer bir şeyi yapmıştım vaktiyle. Güzel de olmuştu ilk günler. Ama epey bir zaman geçtikten sonra içindekileri ben de anlayamaz tada gelmiştim. Şimdiki cümlelerim de farksız bunlardan. İçinde ne olup bittiğini bir tek ben biliyorum. ve korkarım ki bir zaman sonra ben de algılama güçlüğü çekeceğim bunları.

Giderek sıradan olduğumu, sırada bekleşen kalabalıktan bir farkım olmadığını seziyorum. Ve bunu özümsüyorum, seviyorum.

Benimsemek… Aidiyet uyandırıyor bu benim içimde.

Sonra geliyorum satır sonuna, “özümsemek” kelimesinin ne kadar biçimsiz kaldığına aldırmıyorum. Geri dönüp bakmıyorum. İniyorum bir satır daha.. “Yayınla” diyorum.

Gidiyorum.

Rüya gibi öyle değil mi ?