İnsan Diyeti

Geçen haftanın bir çok dergisinde, bir çok gazatede , bir çok internet sitesinde "İnsan Diyeti"nden bahsedildi. Peki neydi İnsan Diyeti?

"Yirminci yüzyılın en çok tartışılan yazarlarından Ayn Rand, ‘Bencilliğin Erdemi’ (The Virtue of Selfishness) teorisinde, bencilliğin ahlak dışı bir şey olduğunu reddediyor ve kişinin kendi hayatının ve mutluluğunun en büyük değer olduğunu söylüyor. Rand’a göre, en önemli ahlaki değer, insanın kendi iyiliği. "

Elbetteki bu diyet "insan yiyerek" yapılan bir zayıflama diyeti değil.  İşin öğreti kısmında "Sevmediğiniz insanlardan uzak durun" felsefesi yatıyor.  "Hayatımın her yerinde olan bu insanlardan kurtulmanın yolları nelerdir?" diye soracak olursanız  Ayn Rand bir yanda Erol Evgin bir yanda sizi alacaklar karşılarına ve anlatmaya başlayacaklar. 

 {more}

Erol Evgin  , bu felsefeye isim babalığı etmiş. Yavrusunu kucağına almasına sebep olansa bir müşterisi! Müşteriler.. Ah.. Siz yok musunuz, meğer ben yıllardır hiç ders çıkaramıyormuşum müşterilerimin yaptıkları "gerzeklikler"den. Halbuki yazsam yazsam roman olurmuş, o da olmazsa felsefe olurmuş.

Hayatınızda size zorluk çıkaran bu insanlardan uzak durun! Tıpkı size zararı dokunan yiyeceklerden uzak durabildiğiniz gibi.

Sorayım o halde,
Para kazanmak maksadıyla bir işte çalışıyoruz, patronumuz, evet evet o deli bizi hergün deli ediyor, üstüne üstlük işyerindeki diğer çalışanlar da cabası! Herkes birlik olmuş bizi deli etmeye uğraşıyor. Kalkmış Erol Evgin  bize "uzak durun bu insanlardan!" diyor. Nasıl uzak duralım Erol Bey? Peki Doktor Erol Bey, sizin görüşünüz nedir konuyla ilgili olarak?

İş insanlardan uzak kalarak bunu sağlamak değildir. Uzaklaşarak sadece "yalnızlığı" seçersiniz. Olayın özü insanların içinde iken huzura ermek ise bu konu başka. En başta özenli olacaksınız, iki kere düşünüp öyle laf anlatacaksınız. Dişlerinizin sağlam olması önerilir, sıklıkla fırçalayacak özen göstereceksiniz dişlerinize ki sıktıkça sorun çıkarmasın.  Alın size insan diyeti.

Sonrasında da çok düşünmeyeceksiniz, herkesin her dediğini ciddiye almayacaksınız. Misal Erol Evgin’i canınız sadece dingin bir akşam geçirmek istediğinde dinleyeceksiniz,  insan diyeti anlatırken değil "işte öyle bir şey…."i söylerken….  Bakın, huzur da geldi oturdu yanınıza..

Boşverin diyeti, can boğazdan gelir! Boğazlayın insanları!

Losing My Religion olmalı başlık, dimi?

Çalar saatimin “Losing My Religion” ile beni uyandırmaya başlamasıyla bir kaç gündür yataktan keyifle çıkıyorum.  Bu yöntemi en son üniversitedeyken yapardım, kalkar kalmaz açardım bu şarkıyı tüm bina uyanırdı benimle beraber. Artık keyif mi alırlardı bundan küfür mü yerdim her sabah bilmiyorum. Bildiğim benim o günlerde keyifle uyandığımdı. Keyif yanıbaşımda benimle beraber uyanırdı o günlerde. Geçen gece düşündüm ve bunu harekete geçtim. Sabahın körü denen vakitte uyandığımdan her sabah aynaya sinirle bakmaktan yorulmuştum. Dedim ki keyif eksik bu dizide. hemen çağırdım kendisini, gerekli anlaşmaları imzaladık. Bu kış sezonunu “Losing My Religion” eşliğinde beraber geçireceğiz.  Huysuzluğun arttığı soğuk kış günlerine deva olması dileklerimizle..

 

Kavga Etmez Sever Beni

Edit Büdüt: Aşağıdaki satırlarda herhangi bir olay betimlemesi yoktur. Kendi çapımda öykü yazmaya çalıştım. İyilik meleğinden kastım “içimdeki iyi kalpli cici kız” iken, yaptığı kaza tamamen uydurmasyon ( bu ne demekse) olup, cüzdanımda açtığı derin boşluk da her manyak kadının depresyon sonrası alışveriş çılgınlığı sonrasında oluşmuştur. Kaza görüp panikleyip insanı yazı yazdığına pişman eden sevgili dostlarıma selam ederim.  

—–

İyilik meleği , dün gece gezmesinden gelirken aşırı alkolün etkisiyle virajı alamayıp arabayı hurdaya dönüştürmüş. Haber, sabah saatlerinde gözlerimde bir damla yaş akması suretiyle tarafıma ulaştırıldı. Büyük yankılar uyandırmasını beklediğim bu olay bünyemde çok fazla hasara yol açmayıp, cüzdanımda uzun süre dolması mümkün görünmeyen boşluklar açtı.

Romeo, alışageldik öykülerin dışından gülümsedi bize. “Burda benim ne işim var? Ben kimim? Siz necisiniz?” sorularıyla etrafa bön bön bakarken o sırada gülme krizi içerisinde olan bizlere malzeme oluyordu. “Aşkımla Erir misin?” diye aptal bir şarkı öğrenmiş tekrarlayıp duruyordu.

Herşeyden bağımsız bir kadın oturmuş bir köşede gözyaşı döküyordu.. Romeo çekti kılıcını , koştu gitti kadının yanına.. “Kavga etmem, severim seni” dedi. Kadından küfür yedi, öyküyü terketti.

Selam, ben meruşun yeni oyuncağıyım. Beni sevin.

Şehre Küstü

 

Zannedersem Bursa’da bir metro istasyonu ismi idi “şehre küstü”. Sadece metro istasyonu olarak görev yapmayıp bir semt de olabilir kendileri. Benim aklıma bu kelimeyi düşüren az evve mırıldandığım “bir kedim bile yok, tüm şehir bana küstü” sözleri. Mırıldanırken bunu şehrin bana değil de benim şehre küsmüş olduğum aklıma geldi. Bursa’ya değil. Bursa bu yazıda sadece bir araç. kendisine küsmüşlüğüm yok, “yolgeçenhanı” olarak kullanmışlığım var yalnızca orayı. Geçip oradan küstüğüm şehre geçiyorum. Küstüğüm şehir : İzmir.

 

Karınca file küsmüş filin haberi olmamış durumu. Yok o dağdı sanırım. Filin buradaki yeri ne peki? Fil denize girememiş, mayosu yokmuş. Sanırım buydu. Neyse, ben şehre küstüm. Önce şehirdeki insanlara. Şehir beni kendinden uzaklaştırmayı başardığı için önce şehre. Sonra insanlara…  “Kedi ulaşamadığı ciğere murdar dermiş” şeklinde bir deyim bu paragrafı kapatmaya tek başına yeterli olabilir.

DSC04572  DSC04558

Özledim. Şehri özledim. Şehirdeki yüzleri özledim. Bir ses duyarım belki o şehirden bugün. Bir küçük ses dalgası.. Lay la lay laa….

Bağlaç Olan “Hayırlısı Olsun”

Bugünlerde sürekli “Hayırlısı Olsun” cümlesini duyuyorum ya da kullanıyorum. Her iki lafın sonunda bu var. Nokta olarak kullanılan “öyle işte..” den farksız bir biçimde dile plesenk olmuş durumda. TDK ile itetişime geçip literatüre yeni bir bağlaç eklenmesini talep edeceğim. Bağlaç olan “hayırlısı olsun”!

Günlerdir içimdeki “nur yüzlü teyze” sayesinde üzerimde bir şükretme, bir zamana bırakma , bir hayırlısı olsunculuk var. Belki olan biten herşeyin gözyaşı dökülerek düzelmediğini öğrendiğim için böyle olmuştur. “Hakkımızda hayırlısı olsun” demekten başka yapacak bir çare kalmadığındandır ya da. Ya da ne bileyim.. Hayırlısı Olsun!

Dünyayı değiştirebilirsiniz evet, sahip olduğunuz herşeyi yücelterek ulaşabilirsiniz buna. Önce sahip olduklarınız için mutlu olun ki hayat size onlar gibi daha çok şey versin..  Bir kişisel gelişim kitabı sayfaları değil bunlar. Benim adım da Polyanna değil.  Tek gerçek budur ama. Huysuzluk edersen, huzursuzluğu çekersin…

Öyle işte…