Bakış Açısı

 Okunacak bir sürü kitap var aklımda, şimdi otursam 50 maddelik bir liste sunabilirim bu hususta. İzleyecek en az 10 film var aklımda. Arayacak 3-5 kişi. En son mesela uzunca bir “Pazar Günü Planı” oluşturmuştum ; kaldı öylece. Hiç bir şey yapamama hali ile hiç bir şeyi yetiştirememe hali ile başediyorum bugünlerde. Bugünlerde bir yanım günün 36 saat olmasını isterken , diğer yanım 24 saati bile dolduramıyor.

“Hem yakın, hem uzakmış, yanakları al almış….”

img00285İnsanlar bugünlerde -yine- sonsuz bir karamsarlık içinde. Baktığım her yüze mutsuzluk hakim. Gülümsemesini torununun ölümüyle kaybetmiş bir nine gördüm sabah, yorgun ve bir o kadar da cin gibiydi gözleri. Bir yanı hayatı bırakmak isterken diğer yanı sonsuz bir güçle hayata tutunuyordu. Sonra “benim için çok erken” dedim. “Çok güzelsin kızım..” dediğinde inandım buna, güzel oldum birden.  İnanmak yetiyordu. İnanırsak dünyayı yerinden oynatabilirdik. Böyle büyümemiş miydik?

Fransızca şarkılar var yine başucumda.  Onlar da öyle, bir yanda hüzün diğer yanda neşe tattırıyor. Tam hüzne boyun eğecekken neşe getirecek kadar güven verici , neşe içinde dinlerken ansızın hüzne geri döndürecek kadar da gaddar olabiliyor.

Bugünlerde herşeyi böyle görüyorum ben, çift taraflı herşey. Herşeyi bir öyle bir böyle görüyor oluşumun benim bir öyle bir böyle olmamla alakası olabilir mi? Olabilir, neden olmasın.  

Dünyayı benim bakış açım değiştiriyor; biliyorum. Ben nasıl görürsem öyle oluyor dünya. Dünya, hepimizin dünyası. Ama bir tek ben gülünce güzelleşiyor.

Kişinin Kendi Dünyasına Yolculuğu

Herşeyi araştıran insan neden kendini araştırmıyor?

Bu cümleyi okuduğumda “neden?” dedim. Diğerleri olabilmek uğruna kendi olmaktan vazgeçen insanların yaşadığı bir toplumdayız. Herkes birininin aynısı olmak istiyor.  Hep bir başkasında olana sevgi besliyoruz. Kendi kazağı yerine başkasındaki kazak güzel geliyor insanların gözüne. Kendimiz olmaktan ne zaman vazgeçtik?  İnsan kendini tanırsa mutlu olabiliyor, kendini beğenirse seviliyor. “Bugün kendimi güzel hissediyorum” diyebilen insan herkese güzel görünüyor. Tecrübeyle sabittir ki sinirli olursan sinirleneceğin olaylarla karşılaşıyorsun. Öyleyse işin özündeki mesele ne? Kendini sevmek olabilir mi? Kendini sevilmeye değer bulmak…  Asıl mesele bu olsa gerek.

Kişinin kendini tanıması meselesini dünyanın en önemli meselesi olarak gören bir dernek var ; İDAYDER. Web sitelerinde insan ve insana dair herşeyi anlatıyorlar.  İnsan Nedir? başlığı özellikle dikkatimi çeken. “İnsan kendini tanıyınca mutlu olabilir” gerçeğinden yola çıktığımda bir yerde yol tıkanıyordu. Bunun çok güzel bir izahını okuduğumda kafamda daha çok şey şekillendi. Kişinin kendi iç dünyasına yolculuğu en başta kendini tanımasıyla başlıyordu.  Neydi insan? Şu şemada görebileceğimiz üzere 3 ana kısımdan oluşuyor insan. Beden, Nefes Alıp Veren ve Gezen.  (açıklamaları için bkz.. )

Kendimce yorumlamak istediğimde Beden ve Gezen’e hayat veren olarak “Nefes Alıp Veren”i görüyorum. En stresli anlarımda nefes alış verişimi dinlerken huzur buluyorum mesela. Beni yaşatanın ne olduğunu bilirsem daha çok sahip çıkarım kendime diye düşünüyorum.  Ruha can veren müzik eşliğinde nefesinizi dinleyin mesela siz de, yaşadığınıza o zaman inanacaksınız.

Aslında ben çok kızgındım.
Kırılmasın diye çıkarıp akvaryuma koyduğum kalbim akvaryumdaki suyu değiştirmek istediğimde önce bir çizik aldı, sonra bir burukluk üzerine de kocaman bir kırık geldi. Şimdi yeniden akvaryuma koyabilmek için yeniden tamir olmasına ihtiyacım var. Ya da artık kalbimi saklamayı bırakmalıyım. Sakınan göze çöp batar malum.

Kendine Güvenen Şöyle Gelsin

Bu Cumartesi günümüzü kendisine ayırdığımız Sıla isimli bir hanım kızımız. HanımKız dediğime bakmayın, kendisi bir gecede meşhur olan şarkısında sezildiği üzere bir asabi ağır abla. Özellikle “hesap mı vericez bundan sonnra!” derken üzerine bastığı “n” harfinden anlıyoruz bunu.

İtiraf etmeliyim ki Sıla adlı bayık dizinin müziğini söyleyediğini (müzik söylemek?!) öğrendiğimde kendisine olan sempatim biraz olsun azaldı. Uzun düz sarı saçları ve kafasına taktığı delikli bandanası ile gözüme aniden şirin göründü.  Beni böyle çelişkilere gark eden bir ablamız kendisi. Kenan Doğulu ile yakın gelecekte bir ilişki düşünürler mi bilemem. Bu tamamen ikisi arasındaki çekim gücüne kalmış. Bizi bağlamaz. Nerden bu magazinel noktaya geldiğimi anlamayarak hemen bir alt paragrafa geçiyorum.

Şarkı tuhaf. Sözlerini anlamak bakımından şiirmiş gibi yaparak okudum. Ve tahmin edersiniz ki tüm zamanların en berbat şiiri oldu. Vaktiyle “Çakkıdı Çakkıdı” nın gazına gelmiş bir kimse olduğumdan müzikli halini pek sevdim. (işte tam bu noktada müzik zevkimi kendisinden aldığım eski metalcilerden abiciğime çok selam ederim.) Hatta işi abartıp telefon melodisi olarak kullanıyorum kendilerini. (Bir telefon melodisi olarak ..dan sonra) İşin ironik yanı şu anda telefonumun çalma ihtimali kadar beni korkutan birşey yok.

Bu yazıyı buraya kadar sıkılmadan okuyanlar için (ben yazarken sıkıldım zira) sayfa sonu fırsatları : Bir mp3 olarak …dan sonra , Bir klip olarak ..dan sonra.  Yazı biter, ben giderim. Nereye mi ?

– Hesap mı vericez bundan sonnra!

Yalnız Şarkılar

Yalnızlığım yaşamak zorunda olduğum beraberliğimsin
Yalnızlığım kanımsın canımsın sen benim çaresizliğimsin
 

Bireylikten çıkıp biz olmaya adım atmaktı “mutluluk”. Küfesine yalnızılığını alıp gelmez insan sevdiğinin yanına. yalnızılığını yanında taşıyacaksa ne anlamı olurdu ki “biz” olmanın?

Ä°zmirİçinde yalnızlık geçen şarkılardı bu akşam menümüz. Şef garsonumuz bizi bunu layık görmüştü, ellerine sağlık. İlk olarak popüler bir giriş olsun diye Emre Aydın tabağında “Afilli Yalnızlık” geldi. Yapay geldi tadı, gerçek yalnızlık kokmuyordu. Belki de yalnızlığa çok aç olmadığımdandır.  Eskilerden bir tat almak istediğimi söylediğimde Mor ve Ötesi bir tabakta “Yalnız Şarkı” geldi. Bunun tadı yerindeydi, ne “yediğini” hissettiriyordu.  İliklerine kadar işliyordu.. “Tesadüfen yalnızsın, henüz yolun başındasın ……” Duman’ı üzerinde bir tabak geldi üzerine, “Yalnızlık Paylaşılmaz”, bu yemeği sevmedim. Tek başıma bitirebileceğim kadar değildi tabak, paylaşılması gerekn bir tabaktı bana göre. Oracıkta öylece kaldı tabak. İki kişilik yalnızlıklar için beklemeye alındı.  Sonra bir dost “Yalnızlığım yollarıma pusu kurmuş beklemekte…” diyerek Sertab Erener tabağını uzattı.. O anda seninle aynı fikirde olan birinin varlığı kadar muhteşemdi…

Yalnızlığın sözlük anlamını bilmediğim yıllardı. Çok cocuklu ailelerin “büyüyen çocuğu” olunduğunda ilk karşılaşılan terimdir yalnızlık. Küçükken olsaydı belki daha kolay olurdu öğrenmesi, büyüdükçe öğrenme yetilerimiz azalıyor öyle değil mi?

İçinde yalnızlık geçmeden yalnızlığı anlatan şarkılar da vardır belki. Düşününde aklıma Sezen Aksu geliyor, yanımda belirip “Gülümse..” diyor, bilmiyor kırgınlığımı. Herkese yaptığım gibi sahte gülümsüyorum.  O da inanıyor. Bir çok insanın içten attığı kahkahadan daha güzeldir benim sahte gülüşüm unuttun mu?

Yalnızlığım bugünüm yarınım sen benim hüzünlerimsin
Yalnızlığım tek bilebildiğim sen benim vazgeçilmezimsin

New Age ; Sonsuzluğun Ritmi

New Age gerek müzik türü olarak gerekse de bir terim olarak ilgimi çekmiştir. Yeni Çağ´ın önemli savunucularından David Spangler´e göre, Yeni Çağ bir metamorfoz, bir değişim, simgesel olarak ise dünyanın kendisini evrensel zekaya tam anlamıyla açması anlamında ve bu açıklığın metodolojisi sevgi ve olabilirlik anlayışı. Metamorfoz, değişim, evrensel zeka…

Bunlar tamam, peki ya sonsuz sevgi ve olabilirlik? Yaşadığımız dünyada herşeye karşı sonsuz ve koşulsuz bir sevgi beslemek mümkün mü? Bu felsefeyi benimseyenlere göre olmayacak hiçbir şey yoktur. Dünyanın merkezi insan, herşeyi oldurandır.

Müzikte New Age severim. Hele ki sonsuz bir dinginlik özlediğim zamanlarımda imdadıma yetişir. İçimdeki huzuru başka türlü ortaya çıkaramayacağımı düşünürüm. Zaten çok canım sıkıldığı zamanlarda derin düşüncelere sevk ederim beynimi ; basit şeylerin karanlığından uzak düşlediğim bir zaman zarfına giderim.

New Age’deki tutkulu ritimler, sonsuz güven duygusu, huzur ve koşulsuz sevgiyi aşılar bana. Sessizliğin kavgasıdır kimi zaman da.

Enigma, Era, Gregorian, Loreena McKennit ve Kitaro en sevdiklerimdendir. Tınılarında sevgi , tınılarında huzur tınılarında sonsuzluk vardır.

Huzursuz günlerimde bana eşlik eden melodileri yan taraftan dinleyebilirsiniz.