BayBak Kuzum

2007 yılına “baybay” demek için sabırsızlanıyor dünya. Daha bi sene önce “ay hadi gelsin” telaşlarındaydınız ya? Bu ne acele canım? Daha bişey anlamadan gelip gidiyor seneler. Bu bağlamda bir anımı paylaşmak isterim. İlkokuldayken gördüğüm bir çizim tüm hayatımı karartmıştı. Çizimde önceki yılı simgeleyen insan yaşlı bir dede , yeni yılı simgeleyen ise bir bebekti! Tanrım! Bir senede bu kadar mı yaşlanacaktık yani? O gün bu gündür yılbaşlarından ödüm kopar bi yerde.

Adettendir senenin son günlerinde önceki senenin değerlendirmesi yapılır. Ben de buna bağlı olarak bugün 2007 yılına damgasını vuran olayları düşündüm. Çoklardı, üşendim yazmaya. Hem arşiv diye birşey var değil mi? Bu bağlamda diyebiliriz ki “Dünle beraber gitti düne ait ne varsa, şimdi yeni şeyler söylemek gerek. “

İçinde bol aşk, bol huzur, sağlık, para , neşe bulunan bir sene olsun 2008. Turkcell reklamlarındaki kızlar kadar tatlı, banvit reklamındaki tavuklar kadar enerjik bir sene dilerim herkeslere.

Öyleyse 2007 için gelsin ; Berksan- Bay Bay Kuzum.

Bayram Günlüğü

Bayram, kendisinden tüm beklediklerimi gerçekleştirerek bitti.  Gördüğüm yüzler , tattığım yemekler, yaptığım sohbetler hepsi tam özlediğim gibiydi. Bu bayram uzun süredir görmediğim yüzleri görmem açısından da ayrıca değerliydi. Yolların kalabalığı, otobüslerin klimalarını  Ağustos ayı ayarında unutmuş olmaları gibi ufak (!) pürüzler bile keyfimi gölgeleyemedi. Buraya kadar gelmişken bu sayfanın okuyucu kitlesine gerçek hayatta tanığım yüzlerin de katıldığını belirtmek isterim. Bu bağlamda bundan sonraki yazılarımda daha dikkatli olacağımın sinyallerini veririm (Ahahah, n’aber baba?).

Öncelikle efendim minik yeğenimi 10 yaşında iri kıyım ir erkek çocuğunun yemiş olduğunu öğrenmekle başladı tatilim. Bu ne haldir? Bir velet daha hızlı ne kadar büyüyebilir, bunların hepsi benim yaşlandığıma delalet midir? Bu soruların cevabını kim verecek? Sonrasında teknolojiden yoksun kızkardeşlerim ve onların PC maceraları adeta çizgi film kuşağıymışcasına eğlendirdi beni. Anlamıyorum yani bir aileden herşeyiyle mükemmel bir tek kızceğiz mi çıkar yani? (N’aber kızlar , eheh)

Öte yandan bir süredir kanlı canlı görüşemediğim lise arkadaşlarımla koklaştım. Ki kendilerine “lise arkadaşı” gibi “feysbukumsu” bir tabirle yaklaşmanın son derece yanlış olduğunu biliyorum. Ama bizleri birleştiren lise sıralarına olan saygımızdan dolayı birbirimizden bahsederken bu kelimeyi kullanıyoruz. Kendilerine buradan kokulu öpücüklerimi yolluyorum. (size de parantez var, bağırmayın :*)

Ve efendim bayram bonusu olarak karşımızda Wykka hanfendiyi görüyoruz. Hem çok şirin hem karizmatik olmayı aynı anda başarabilen bir kimse kendisi. Fotoğraflarında gördüğümden daha da güzel bir dişi kimse. Pek sevdik kendisini biz. O değil de, imzalı bir fotoğrafını istemeyi unuttum görüyo musuuuğğğğnnn??

Ben tüm bunları yaşarken yol arkadaşım Meteryus, bayram cicilerini giyip insanlara gülücük saçarken benimle her yalnız kalışında “eve gidelim artık!” diye mızırdanan bir çocuk gibiydi….

TANGO: Aşka ve Tutkuya

Al Pacino’nun Kadın Kokusu filmindeki sahne ile artan bir Tango hayranlığım var. Dansındaki tutku , müziklerindeki şehvet ile Tango başlıbaşına bir güzellik. İlk olarak Arjantin’in ara sokaklarında doğmuş, ayıplanmış, hor görülmüş. Sonraki zamanlarda Buenos Aires’e uzanmış, oradan da tüm dünyaya..  Şimdilerde binlerce insan “Milonga” gecelerinde tango yapıyor.

Sadece dansı ile değil müzikleri ile de beni büyülemeyi başarıyor tango. Uzun seneler  yaşamışım ve gençliğimi düşünüyormuşum hissine kapılıveriyorum. Sanki kapı çalacak torunuma yakalanacağım tango dinlerken. “Vaay babaane sen neymiş gençliğinde” diyecek bana. Burun kıvıracak dinlediklerime. Oysa ben doğum günlerimde hala büyüyorum, bırak yaşlanmayı…

Bolca tango dinledim bugün , çoğunlukla bizden. Seyyide Poroy, Zehra Eren, Celal İnce ve tabi ki Zeki Müren. İnceliğiyle göz kamaştıran bir dans tango, müzikleri ruhu incelten.. Küçükkken tango ile kantoyu birbirine karıştıran bir çocuk olduğumu düşündüm sonra. Büyüdükçe içimdeki kadınlığı, inceliği farkettiğimi anladım sonra. Uzun seneler sonra içimdeki bu sevgiyi dile getirmek istiyorum. Bir Milonga gecesinde beyazlamış saçları ile hala 20lerinde bir delikanlı olarak göreceğim sevdiğim adamla… Aşkla…  

Kısa Kısa


-selam ben asude, bu da yeni kıyafetim-

Msn temalı Turkcell reklamının üzerimde yarattığı derin üzüntüye gark olduğum şu sıralarda tek tesellim tam 10 gün sonra yaşayacağım mutluluk.  

Küçük İskender’i yeniden sevmeye başladım. Yani aslında hep severdim de, bu aralar daha özenle okuyorum diyebilirim.

Sabahları soğuk suyla yıkar gibi yüzünü
öyle tatlı tatlı ürpererek sev beni
annenin tuvalet kapısına astığı küçük havlu niyetine bu kerelik ellerim
göz kenarlarında gözyaşlarım, çapak olsun asla dökemediğin!

Çok uyumaktan şişmiş gözlerimi bir diğer gün de uykusuzluktan mahmurlaşmış bir biçimde yakalıyorum. Orta yolu henüz bulamadığım gibi olan güzelim gözlerime oluyor. Dengeleri şaştı yavrucakların. (4 tane ya o bakımdan)

-Selam ben eşşek,eskiden buralar benimdi-

İtiraf edeyim Eşşek’le eskisi kadar büyük bir aşk yaşamıyoruz. Kendisini ev içinde her yere sürüklemiyorum, eksisinden daha değerli buluyorum kendisini, eskimesin diye pek yüz vermiyorum. Yakında vitrin gülü yapacağım sanırım kendisini. Bu eserimizde kendisi, ileride doğması muhtemel çocuğuma alınmış olan tulum ile poz veriyor. Yaklaşık 5 aydır da böyle sanırım. Ama karizmasından herhangi bir şey kaybetmediğinin de altını çizmemi istedi.

Üzerine oturmak sureti ile kırdığım CDlerimin yerine yenilerini koymaya çalışıyorum. Sandığımdan daha eziyet verici ve sıkıcı bir eylemmiş kendisi. Tavsiye etmiyorum.

Faranjit Hanım geçen gün yine oturmaya geldi. Bi dolu öksürük getirmiş yanında. Ye ye bitmiyor mübarek, öyle çok getirmiş ki. Hani diyorum eşe dosta mı dağıtsam bir kısmını.

Öte yandan bu gibi ihtiyaçlarımı (yani bu şekilde yazmak) karşılamak için en cicilisinden bir defter almayı düşünüyorum. Az daha bekleyip 2008 e şık bir giriş yapmalıyım sanırım.

İdeefixe Sanal Kitap Fuarı  neredeyse bitmek üzere ve ben bu yıl kitap okuma klasmanında hiç bir gelişme kaydetmediğimi görüp üzülüyorum.

Bir de Sevgili Google, arama yapmak istediğimde leb demeden leblebiyi anlamak istemene anlam veremedim.A yazıyorum sen bana altta bir sürü şey sıralıyorsun, unutuyorum sonra ne aradığımı.  İzin ver bari bir kelimesini yazayım aradığım şeyin. İlginçsin şekerim.