Aforizma II

Kış gelmişti.
Üzerimde görmediğin elbisem, aklımda bilmediğin şarkımız ile yola çıktım. Duymayı hiç istemediğim sözlerini yola akıttım giderken. Özlediğim cümleleri seni o son gördüğüm yerde bulurum belki diye yürüdüm. Yol ilerlemedi, yol sana gitmedi. Yolun ucunda bana hiç istemediğim sözleri söylettiğini düşünürken çıkageldi hayalin; “inanmadım” dedi..

Soğuktu.
Hani hatırlar mısın, çok soğuk bir geceydi yine. Biz hariç herkesin buz tutuğu bir geceydi. Ellerin varken soğuk işlemezdi bize. Ne vakit ellerin uzaklaştı o zaman soğuk işledi içime. Hiç çıkmamacasına iliklerime kadar soğuğu hissettim. Öylesine soğuk bir gecede içimdeki tüm duyguları soğutmak istedim. Beni buz kesen soğuk, işlemiyordu sevgine.. Soğutamadım.. Buz gibi ellerim ve içimde sıcacık sevginle eve döndüm..

Gerçek neydi?
Gerçek olanın ne olduğuna dair fikirleri aradım kitapların arasında. Tek bir satır aradım özümsemek için. O kadar hazırdım ki inanmaya. Sanki tüm şairler söz birliği etmişti. Tam inanacakken, “Mutlu aşk yoktur” diyen Aragon geldi hepsini geri gönderdi. Aşkın mutluluk ile beslenmediğinden dem vurdu. Mutluluk ile besleyemediğim aşkımı alıp koynuma uykuya gönderdi beni. Bir kadın ısrarla aynı şarkıyı söyledi kulağıma. Bir kadın ağladı, sonsuz uyku yakınlarımdan geçerken ellerin saçlarıma gitti, bu sefer de “yırttık…” 

Can Atilla, Zamansız albümlerin müzisyeni..

Can Atilla, Osmanlı’nın güçlü kadını Hürrem’i anlatmaya Cariyeler ve Geceler albümü ile başladı..  Ardından 1453 Sultanlar Aşkına albümü geldi. Ve sonunda üçleme Aşk-ı Hürrem‘in yayımlanmasıyla tamamlandı.

Aşk-ı Hürrem dokusuyla, tınısıyla muhteşem bir albüm. Tüm Can Atilla eserleriden edindiğim ortak payda, hafızamda yarattığı muhteşem gelişim. Gelişim diyorum evet, ne vakit içimde bir huzursuzluk sezersem geçmişe götürüyorum kendimi; sorunu bulup çıkarıyorum yerinden. Bu noktada Can Atilla muhteşem müziği ile yardımcı oluyor bana.

Ve bugüne kadar izlediğim en büyüleyici klibi de Uğur Erbaş, Aşk-i Hürrem için çekmiş. Bu durumda da bu sayfaya koyduğum ilk ve tek video olmayı haketti.

[youtube=http://www.youtube.com/watch?v=OwcXpL7ryHg]

Bir Romanın Orta Yeri

Ayakları tutmazken, üstüne üstlük zekası “geri” iken aşık oluşuyla başlar öyküsü Forrest’in, Forrest Gump’ın… Annesinin hep arzu ettiği gibi ,başarıdan başarıya koştuğu vakitlerde, nefes aralarında içine hep Jenny’i doldurdu  Forrest.  Kader ne çizerse çizsin , yapmak isteyeceği herşeyin yapılabileceğini gösteren bu harika filmde öğrendik ki gerçekten istediğin birşeye en sonunda yaklaşırsın. Ama bazı farklarla; hayatın önüne koyduğu yemeği yemelisin.

 

Forrest koştukça içimde hep birşeyler havalandı. Çocukluğuma geri götürdü beni Forrest koşarken. Şimdi tüm gücümü toplayıp ayağa kalkmak ve çocukluğuma doğru koşabilmek isteği ile doluyum. Kabul, hep küçüklüğünü özleyen biri oldum. Şimdiki zamana karşı oluşan memnuniyetsizliklerimin hepsinin altında bu neden yatıyor.  Bütünü parçalara ayırıp, tane hesabı yaparak mutlu olmak da var seçenekler arasında. Geçmişteki herşeyi düşünüp kendimi mutlu ederek uyutuyorum. Saçlarımı tararken aklıma geliyor bazen; çok gülüyorum. Güldüğüm zaman çok güzel oluyorum, bunu daha çok yapmalıyım diyorum. Forrest’i izlerken onun hissettiklerini anlayabilen yanımla her sabah hayata bir gülücük yolluyorum. Bir gün asıl istediğini nasılsa verir hayat öyle ya.. Nasılsa.

1994 yapımı olan bir film Forrest Gump. Aradan 14 sene geçmiş ve ben ancak izlemişim. “Herşeye geç kalıyorum zaten, hiç şaşırmadım” diyerek bağlayabilecekken bu konuyu güzel kızım Polyanna omzuma yanaşıyor. Söyledikleri aramızda kalıyor. Robert Zemeckis bu filmi çekerken neler hissetmiştir diye düşünüp duruyorum sonra. Sonra kaydadeğer birşey bulamıyorum. hayat ucu başı belirsiz bir roman. Kimisi akıllılık ettiğini sanarak sonundan açıyor sayfayı. Geri geri gitmeyi marifet zannediyorlar, bense henüz romanın başında kaybettiklerimi geri dönüp alabilir miyim diye sayfaları çevirmek isterken izin vermiyor hayat buna. Başından başlamanın kötü yanı bu. Sondan başlayanlar dönebilirken ben dönemiyorum. Beni huzura erdiren tek şey ise, roman bitince yeniden en başa dönebilecek olmam. Herşeyin başladığı o yere..

Uğurlar Olsun..

90lı yıllar adeta “seri katliamlar” dönemi idi. Şüphesiz ki bu olaylar zincirinin en başında 1993 Uğur Mumcu Katliamı geliyordu. 15 yıl önce çocuktum; Cumhuriyet okuyabilen bir çocuk. Bir sabah öğrendim ki Uğur Mumcu öldürülmüş. O yıllarda tahmin edemezdim elbette ki bunun bir başlangıç olabileceğini..

15 yıl önce yazdığı yazılara baktığımızda sanki hala aramızdaymış gibi.. Bugünü, bugünün yaşananlarını anlatıyor bize. 15 yılda hiç bir adım atmadığımızın resmi olarak görmek yerine iyimser yanımızın yardımıyla diyoruz ki, O ileriyi gören bir aydındı!

Öyleydi.. Işıktı. Dönemin koca adamlarına dersler verirlen benim gibi küçükleri de anlıyordu, biz de anlayalım diye yazıyordu sanki. Ondandır hala hafızama kazılı olan satıların çokluğu.. İleriyi görüyordu, koca koca adamlara laf anlatırken bizi yanına oturutuyor, “görün” diyordu.. “büyüyün, böyle olmayın”… Bir çoğumuz ayrıldı dizinden ölümünden sonra, kalanlarımız ise hayatın sunduğu lokmalar boğazına dizilirken nefes aralarında devam etti okumaya, anlamaya… İşte bugün 15 sene çocuk olan bizlerin onu ne kadar anladığımızı göstermemiz gereken gün…

Bugün ölümünün 15. yılı.. Karanlıkta değil, aydınlıkta anılacağı seneler olsun bundan sonra umuduyla….

Bi Acayip Adam, Neyzen Tevfik

 

Bir Neyzen Tevfik Kolaylı (1879 – 1953) derlemesi…

“Muallaktır ebed babında, ahkamımla fermanım.”

Şüphesiz ki Neyzen Tevfik hiç bir zaman çağının insanı olamadı. Hep bir üst pencereden baktı dünyaya. Aldığı sınırsız alkolün etkisiyle olsa gerek bir çok baştacı esere imza attı.

1879du dünyaya geldiğinde, Samsun’un Bafra ilçesinden Hasan Fehmi Bey’in evladıydı. Aile yaşantısını hep güzel cümlelerle anlatmıştır Neyzen; hoşgörü ve anlayışın eksik olmadığı bir aile hayatı olduğunu anlıyoruz bunlardan.  Kardeşi Ahmet Şefik Kolaylı Tarım Bakanlığı’nda çeşitli görevlerde bulunmuş bir müsteşardı. Neyzen’in eserlerinin bugüne kadar erişmesinde en büyük katkıyı sağladığı söylenir.

“ dilşikarım! sen esir ettin dil-i naşadımı,
şivekarım! levha-i hüsnün gönül sayyadı mı?
düştüğün gündenberi gafletle hüsnün damına,
eyledin eflake i’la ahımı, feryadımı!..
hançer-i hicrinle cana sinemi çak eyledin,
aşık incitmek acep cananların mutadı mı?.
gözlerin mir’at-ı iskender gibi yaktı beni
tiği cevrin etti viran hane-i abadımı..
hak seni tevfik’e mazhar eylesin ey bivefa!
eyledi aşkın perişan fikr-i istidadımı!..”

Bodrum’da başlayan bir çocukluk, ilk gençlik ve şiire başladığı yıllar gelir ardından… Sıklıkla geçirdiği sara krizleri okuluna engel olmaya başlamıştır ki bu, babası Hasan Fehmi Bey’in hiç kabullenemediği bir durumdur. O yıllarda merak saldığı ney ile ilgilenmeye başlarken bir yandan da gezip dolaşmaktadır Neyzen Tevfik; henüz 13 yaşındadır.  Son bir umutla gönderildiği İstanbul’da Mehmet Akif ile tanışır.  Sayesinde  Ahmet Mithat Efendi, Muallim Naci, Şair Şeyh Vasfi gibi edebiyatçılarla tanışır. Mehmet Akif’le dostluğu sürmektedir. Neyzen, Akif’e ney öğretir; Akif ise Neyzen’e Arapça, Farsça ve Fransızca. Dost çevresi içinde artık İbnülemin Mahmut Kemal, Tevfik Fikret, Uşakizade Halit Ziya, Ahmet Rasim, Tanburi Cemil, hacı Arif Bey, Yunus Nadi de vardır. Dönemin önde gelen ailelerince köşk, yalı ve konaklarına çağrılan, dahası saray çevresine bile sokulan bir neyzendir artık.

1919 yılında, ilk kitabı Hiç yayınlanır.

Böyle başlayıp devam eden bir hayat hikayesi.. Tarihlerden arınmış asıl hayat hikayesine baktığımızda bu terimlerin yavan kaldığını görüyoruz. Şiirleri, fıkraları, dünya görüşü ve duruşuyla “bi acayip adam”dı Neyzen Tevfik.  Delilik ve dahilik arasında bir yerde durdu hep. Rakıya doğradığı ekmek, şiirlerini süslediği bir katıktı adeta.

Neye, meye, şiire düşkün, bambaşka bir adamdır Neyzen.. Şair Eşref’in öğrencisi bugünlere öyle güzel eserler bırakmıştır ki bazılarını okuduğumuzda yaşadığı çağın çok ilerisinde bir adam olduğunu görebiliyoruz.  Tertemiz ve iyi yüreğiyle tezat olduğunu düşündürten son derece argo deyimlere de imzasını atmıştır. Parayı ve isminin önüne gelecek her türlü sıfatı elinin tersiyle itmiş, kendi halinde yaşayan bir adamdı Neyzen.

“Felsefemdir kitab-i imanım,
Taparım kendi ruhumun sesine.
Secde eyler hakikatım her an,
Kalbimin ateş-i mukaddesine.”

“Bütün metroların ve santimlerin,bütün kiloların ve gramların  bütün rakıların ürktüğü adam.” diye bahseder şair Özdemir Asaf Neyzen’den.. Hakkında söyleyecek çok şey var. Kendi sözleriyle de hayatından bazı kesitlere yer verdiğiniz görürüz.

Sanmayın ustalıkla sarf ederim sanatımı,
Ney elimde suyu durmuş kuru musluk gibidir.
İçki meclislerinde sarhoşların saza vurgun oluşu,
Nazarımda su içen eşeğe ıslık gibidir.

Hayatına bu satırlarlarla tanıklık ettiğimiz Neyzen’i anlatmak yetmez. Biraz araştırmak, biraz özümsenmek ister Neyzen. Usulca okuyup tadına vardığınızda vazgeçemeyeceğiniz eşsiz bir tad bırakır ağzınızda..  Neyzen’e başlamak isteyenler için önerilerle bitirelim derlememizi de.