Kural İhlali

Geçen yaz, bolca vaktim olmasına karşın yazma isteğim tatildeydi. Bu yaz ise onca şey yazmak isterken buna bir türlü zaman bulamama hali hakim üzerime. Bu yılın ana temasını “yazmak” üzerine kurup, bir haftalık aralıklarla işe yaramaz cümleler kurunca ister istemez uzaklaşıyorum kendimden.  Hayır, depresyonda değilim. Buna vaktim yok. Hayır, mükemmel işler çıkarmıyorum ortaya. Buna mecalim yok. Ama zamansızlık kocaman bir yük olarak önüme çıkıyor. Herhangi bir şeye ayıramadığım zamanlar birikip birikip rüyalarıma giriyor. Sonrası malum.. Fena halde bir kural ihlali.

Kitaplar, filmler, albümler ve yollar var çokca şu günlerimde. Bir kaç saatlik yolculuklar yapıyorum boyuna. Turist edamı takınıp salınsam yollarda bünyeme daha iyi neticeler sunacağım ama görünen o ki bunu yapmak için bu yolculukların bir an evvel bitirilmesi gerekli. Yeni yolculuklara yelken açmak için.

Tadına doyamadığım filmler, okumaya doyamadığım kitaplar ve dinlemeye doyamadığım albümler var elimin altında. Sezen Aksu’nun adeta “Ben ölmedim, bağıra çağıra yaşıyorum” dediği albümünden enfes melodiler dolaşırken kulaklarımda gözlerimin hep uzaklara dalması arasında bağ kurmaya çalışıyorum, sanki derdimin ne olduğunu bilmiyormuş gibi. Sanki, sanacakmışsın gibi.

+Sezen Aksu – Sor Beni
-Gündoğarken – Senin Gibi Bakmadı

Sen şarkılarını söyle, kahrolsun dünya.

Marslı Erkek Venüslü Kadın

Pazar okumalarında bu hafta son derece gereksiz bir kitabı daha okumuş bulunuyorum. Elime nereden geçtiği belirsiz bu kitapları ancak Pazar günleri tüketebileceğimi düşünüyorum.Hafta içi doldurduğum beynimi bu şekilde dağıtarak orta yolu bulabilirim sanırım.

Kitabımız John Gray efendinin yazmış bulunduğu “Erkekler Mars’tan Kadınlar Venüs’ten” isimli şahaser. Erkek ve kadın vaktiyle Mars ve Venüs gezegenlerinde konuşlanırken bir gün ansızın Venüs gezegeni Marslılar tarafından istila edilmiş. Venüslüler öyle güzel ağırlamış ki Marslıları bir daha ayrılmak istememişler. Ve nedense hepsi beraber Dünya’ya gelmişler. Herşey çok giderken bir sabah beyinleri resetlenmiş olacak ki Mars’tan ve Venüs’ten geldiklerini unutmuşlar ve başlamış çatışmaları.

Yazarımız ise bunu bir akşam eve geldiğinde sevgili karısı tarafından haşlanıp, kapıyı çarpıp evden çıkacakken farketmiş. Az evvel kıyameti koparan kadın bir anda “lütfen gitme sana ihtiyacım var” diyerek adamımızın bu günlere gelmesine neden olacak sihirli sözleri sarfetmiş. Öyle ya, iyi gün dostu mu olmak gerekirmiş bir tek! Bunu farkeden yazarımız kendini kadın-erkek ilişkilerine adamış. Mükemmel giden evliliği esnasında diğer evlilikleri de kurtarmak için seferberlik ilan etmiş.

Yazarımıza göre ilk kural: Herkes nerden geldiğini unutmamalı! Bir kadını eleştirmeden önce onun ne kadar problem çıkarmaya müsait bir yapısı olduğunu unutmamak gerekir. Ay pardon, kadın narindir, onu dinlemelisiniz diyor yazar. Aslında işime gelmesi gereken bu kuralı nedense hiç sevmedim. Bir erkeğe de katiyyen “şunu yapmalısın, böyle olmalısın” gibi sözler kullanmamalıymışız. Çünkü erkekler bunu “sen işe yaramazsın!” olarak algılıyorlarmış. E doğru algılıyorlarmış, mesele nedir o halde?

Velhasıl kelam, kadın-erkek ilişkileri konusunda sekteye uğratıldığınızı düşünüyorsanız bu kitabi hiç okumayın. Yok efendim kadını dinlemelisiniz, erkeği mağarasında yalnız bırakmalısınız falan. Yiyin birbirinizi, rahat olun.

Fransız Kadınlar Niçin Kilo Almaz? Ha??

Son derece kızsal aktivitelerle geçirilen bir Pazar günü içindeki kitap okuma molasının böyle bir kitapla gerçekleştirilmesi şaşırtmadı beni. Elime nereden geçtiği meçhul bu kitabı okurken ben çok eğlendim. Fransaya, Fransız kültürüne ve kadınlarına olan ilgim malum, ancak bu kadar ileri gidip Fransız kadınlarının yeme içme alışkanlıklarını uygulayacak değilim. İstisnalar her yerde olduğu gibi burada da kaideyi bozabilir, Bi ara Paris’e gidebilirsem yolda gördüğüm herhangi şişman bir kadının yüzüne bakıp “eheheheh” diyebilecek kadar hafızama aldım bu kitabı.

Mireille Guiliano isimli bir hanımefendi, ilk gençlik döneminde Fransa’dan Amerikaya okumaya gidiyor. Bir yıl sonra geri geldiği Fransa’ya Amerika hediyesi olarak 9 kilo getiriyor. Babasının “patates çuvalına benzemişsin!” cümlesine çok içerleyen kızımız kendisini depresyonun kollarında buluyor. Ve o günlerde evlerine gelen doktorları sayesinde eski formuna geri dönüyor. Sırrı ise “Fransız kadınlarının genlerinde bulunan o doğal gücü farketmek!” Fransız kadınlarımız bol bol ve azar azar yiyerek yemek yeme eylemini adeta bir işkenceye dönüştürüyorlar anladığım kadarıyla. Yemek yemek bir keyif ve onlar bu keyfi olabildiğince uzatıyorlar. İşin doğallı ise genlerinde! Bir Fransız kadını illa ki zayıf ve narin olmalıdır!

Sizi bilmem ama benim için bu bilgileri edinmek hiç bir işe yaramadı. Kitabın aralarına serpiştirilmiş bir kaç yemek tarifi ise,malzemelerine ve yapılışına bakılırsa hayata geçirildiğinde bir felakate yol açabilecek kadar kötü. Bu sebeple ben, “Pazartesi Rejime Başlıyorum” kampanyasının verdiği gazla Bir Türk yağ yakma usulu olan “sabahları aç karnına ılık ve dinlendirilmiş maden suyu içme” eylemine başladım. Şimdi ayağımın altında beni bekleyen bir koli maden suyu var. Dinleniyorlar.