Eylül Giderken

Cumartesi gününe hüzün serpiştirmek isteyen kadına şüphesiz ki en büyük desteği, arabaya biner binmez açtığı radyoda Nazan Öncel’in sesini duymak verebilirdi.  Güzeller güzeli Nazan Öncel, aylardır süregelen dinginliğimi sonlandırmak istercesine şarkılar söylüyor bugün. Çoğalta çoğalta getirdiği hüzünleri öyle güzel sunuyor ki, sesine aşık olmak bir yana, kendini unutuyorsun. Günlerdir ağzını bıçak açmayan bir kadına ancak böylesi şarkılar dinlemek yaraşırdı.

Biten eylül beraberinde “özlemeleri” getiriyor. Özlemlerin kavuşmalarla son bulacağı zamanları başka bir bahara bırakarak veda ediyor. Gitmek üzere olan Eylül, tam da kendisine yakışan hüzünbazlığıyla yağmuru çoğaltıyor, havayı karartıyor, “dinle” diyor… “Yağmurun sesini dinle…”

Dün gece yağmur önce bardakları doldurdu, ardından gelen bir çığlıkla doldurduğu bardakları yeryüzüne boşalttı. karardı ortalık, sarsıldı canevinden dünya; aydınlandım ben.  Geride kalan Eylül bana gelecek güzel günleri fısıldayarak gitti….  Kimseye söyleme dedi.. Şşşt, uyandırma..

Ne diziler sevdim, zaten yoktular

Ben ki Nejat İşler’i göreyim diye Aliye’ye katlanmış bir kimseyim. Hal böyleyken Bıçak Sırtı’nın reklamlarını görüp izlememezlik edemezdim. Buna karşı duramazdım! İlk bölümü izlerken yalvarıyordum içimden “Tanrım, lütfen Aliye kadar berbat birşey olmasın” diye. Öyle olsa da izleyecektim çünkü, kendimi tanıyorum. Nejat’ı seviyorum. Netice beklediğimden güzel olunca hem Nejat’ı görebiliyor, hem de keyifle birşeyler izliyordum. Bir kaç ay bu şekilde devam ettikten sonra tam orta yerinden “pat!” diye kesiliverdi dizi! Sanatseverler bu durumu “yerinde bir hareket” olarak değerlendirse de ben Nejat İşler’i izlemekten mahrum kalan yanımı susturmak için tonlarca takla attım evde, netice bir avuç gözyaşı.  (pıt pıt pıt)

Sonra bir vakitler heyecanla bekleyip sonra birden kaybettiğim Şöhret Okulu vardı. Müjdat Gezen ve onlarca tiyatrocu geçmiş günlerimi yadetmeme vesile olup bir yandan da sanat dersleri veriyordu. Araya ne girdiyse girdi ve kaybettim diziyi.  O kadar aradım taradım bir daha bulamadım. Kör olası çöpçüler yayından kaldırmış olmasın?

Baktım zaten dizi izlemeyi beceremiyorum kendimi sinemaya adayayım dedim, olası tüm fırsatları değerlendirdim. Ama hiç biri “Ay perşembe olsa da şunu izlesem” şeklinde cereyan eden heyecana benzemiyordu! Rica ederim Lostttur, Prison Breaktir falan demeyin.  O kadar vaktim olsa şimdiye Süpermen olurdum ben! 

Bu gazla, kendimi birden Yaprak Dökümü’nün kollarında buluverdim! Ama ne buluverme! İzlediğim bölümde baba kızını trene bindiriyor ve arkasından ağlıyordu! Fonda felaket bir muzik. O an tüm gücüm evden dışarı çıkmış, bütün kimsesizliğimle sular seller gibi ağlıyor buldum kendimi. Nefessiz kalana kadar ağlarken aniden “N’aapıyorum ben?” diye sormayı başarabildim kendime. Derhal kapattım. Şimdilerde ise dizinin reklamını gördüğümde bile ağlayasım geliyor! Uzak dursun rica ederim.

Hem zaten Avrupa Yakası’ndan Hümeyra ayrılıyor diye haberler duydum. Yeminlen yıkarım ortalalığı!  İfot, dön evine lütfen, beni yalnız bırakma!

The Dark Knight : kahraman mı dedin?

 

Süper kahramanlarla aram pek hoş değildir oldum olası; kabul.  Spider Man olsun, Süper Man ya da Iron Man  gözüme hiç sevimli gelmezdi. Kendileri ile ilgili edindiğim bilgileri de sevimli ördek yavruları yeğenlerime borçluyum.  Hatta en sevdiğim süper kahramanın belki de The Incredibles’teki Mr. Incredible olduğunu söyleyebiliriz. Ya da Shrek? Neyse işte. Ama bir BATMAN öyle mi? O nedense diğer erkek kahramanlar arasında hep farklı bir yerde durmuştur nazarımda. Dün gecenin üstüne anladım ki benim kahramanım BATMAN.

Kült fimler konusunda her zamanki geç kalmışlığıma bu sefer ani bir manevra ile yetişebildim. Ancak film öyle şahane bir etki bıraktı ki üzerimde, bir kaç ay geç izlemiş olmak bile derin üzüntülere sevk etti beni. Neyseki evde izleyerek tüm ambiyansı bozmadım bu sefer. Yeri sinema olan bazı filmler vardır, bu da öyle bir şey.

Gotham şehrinin efsanevi kahramanı Batman dün gece öyle sahnelerde karşıma dikildi ki, hayranlıktan kendimi alamadım. Film o derece enfesti ki Joker’in o iğrenç ağız şaplatmaları bile sinirlendirmedi beni. Sahi o nasıl bir karakterdir öyle? Heath Ledger’in oyunculuğuna hayran kaldım. Filmden hemen sonra evinde ölü bulunmuş olması da garip bir biçimde sevdindirdi beni. Bir insan ancak bu şekilde zirvedeyken ölebilirdi. Ayrıca, Christian Bale’in endamına vurulduğumu belirtmeden geçemeyeceğim.  Yiğidi öldür, hakkını yeme.

The Dark Knight beni öylesine büyüledi ki, sinema sezonunu geri getiriyorum eve. Perde açılsın!

Mim : Nefretlik Durumlar

Tatlı böreğim Wykka bir mim ile daha dürtmüş beni. Bu seferki mim, konusu itibari ile bir şekilde akla yerleşmiş” cici insan meruş” imajını dağıtabilecek bir yapıya sahip. Şayet buna hazır değilseniz, bu yazının  devamını okumanızı önermem. Konumuz, nefret ettiğimiz durumlar! Bu genel bir konu olduğu için sevgili wykka bizi düşünmüş konuyu “ev yaşantısı içerisinde nefret ettiğimiz durumlar” olarak sınıflandırmış. Şayet size aşık değilsem benimle bir evi paylaşmak sizin için bir kabusa dönebilir!  Şöyle ki;

1- Sakız çiğneme ve bilumum şapırdatma efekti kullanma!  Hele ki ağzın dışında bir organınla bunu yapıyorsan katiyen yapma, canına susamış biri değilsen ev-okul-ofis-otobüs demeden, benimle aynı mekanda yemeğini ağzınla ye, ağzına sakız koyacaksan öylece tut, adamın sinir sistemini bozma. Almayayım ayağımın altına.

2- Uykum gelmişse beni oyalama! Böyle durumlarda  herhangi hiçbirşey için beni yorma, konuşturma. Mümkünse dokunma, TVyi kapat, ses çıkarma. Uyurken değil de uyandığımda o sesleri duyunca sinirlenebilirim. Başucuma su koy, çok susayarak uyanmamışsam oturup ağlayabilirim.  Uykuluyken beni oyaladığında nasıl ki sana bağırıp çağırabilirsem, uyandığımda neden kaldırmadın, neden pijamalarımı giymem için ısrar etmedin, bu lenslerle uyumama nasıl göz yumabilirsin şeklinde sebepler bularak sana yine çatabilirim. Ben ikizlerim ve annemin kızıyım, bulaşma rica ederim.

Öte yandan benimle aile içi şiddete maruz kalmadan yaşayabilmek için kimi zaman, kıyafetlerini çıkardığın yere, bir su aygırı edası ile (selam wykka) yıkanmamaya, wcleri temiz tutmaya dikkat etmelisin.  Bunlara verdiğim tepkiler yer yer değişiklik göstermekle beraber ev içinde ağzına vur lokmasını al denecek kadar sorunsuz bir insan da olabilirim. Ama dediğim gibi bir ikizler kadınını durdurmanın tek yolu kendine aşık etmektir. Beceremiyorsan çekil ayak altından komple.

Bu hususta, kızkardeşlerimi, gelmiş geçmiş tüm ev arkadaşlarımı selamlarım. Yolunuz bu yazıya düşerse çemkirmeden önce iyice düşünün rica ederim! Nankörlük yapmayın!

Mimi paslama kısmı için ise, hali hazırda aynı evi paylaştığım Meteryus Efendi ‘ye   ve evcilik oyunu için gün sayan Fleneur kızımıza dönelim. Bakalım onlar nelere ifrit olurlarmış.