Pırıltı Hanım

Bütünü oluşturan parçaların hangi aşamalardan geçip de o bütüne ulaştığını merak ediyorum bazen. Bütün, sonsuz bir haz verirken, parçalandığında büründüğü şekilsizliği görebiliyorum. Oysa parça güzel değilse bütünün güzel olmasını beklemek niye? Bütününün güzelliğinden gözlerimi alabiliyorsam, bu parçalara sahip çıktığım içindir. Bir tek bütünü görseydi gözlerim, şimdi onları sonsuza kadar kapatabilirdim; parça parça ya şimdi herşey, bütünden kopmuşuz ya hani.. Ama gözlerim olmadığı kadar açık, alnım da öyle..Pırıl pırıl.. Belki bir gün tam orta yerine bir öpücük kondurursun diye.
 
Vakit, eskimeyecek cümleler kurma vaktidir. Tamamına yetişemeyeceğin sonsuz aşk, uykunun içindedir. Kapat gözlerini şimdi upuzun karanlığa..

Blogger.com Kapandı!

Başlıkta hata yok , blogger.com un kapatılmadığını sadece mahkeme kararı ile siteye erişimin engellendiğini biliyorum, başlıkta bu şekilde kullanmamın nedeni de ikisi arasındaki ciddi farka dikkat çekmek zaten. Şimdi şöyle düşünelim, bir yer var ve kanunlara göre  bu bölgenin kamu sağlığına zararlı olduğu tespit edilmiş,  mantıken ne yapılması gerekir; bu yerin kapatılması değil mi ? Ama biz bunu yapamıyoruz çünkü kapatmamız gereken yer bizim yetkimizin dışında. Bu durumda bari buraya giden yolları keselim ki insanlar oraya ulaşamasın diyoruz. Tabi DNS asresini değiştirmek gibi alternatif yollar bulanlar için burası yine açık olacak ama olsun mevzu ayda 12 milyon Türk tarafından ziyaret edilen sitenin gözünü biraz korkutmak.

Bu sansür vakaları internet alemimiz için pek de yabancı sayılmaz. Daha önce Ekşi Sözlük ve Youtube de kapatılmıştı , ama blogger.comu diğerlerinden ayıran ciddi bir özellik var , o da blogger in kendi başına bir içerik sitesi olmaması. Blogger.com kendi başına sadece site ile aynı isimdeki blog yazılımını dağıtan yer , erişimi engellenen ise bu site altından yayına yapan blogların tamamı , yani etrafımızdaki insanlar, amcalarımız teyzelerimiz okul arkadaşlarımız, kendi görüşlerini bloglarında anlatan sıradan insanlar; bizler.

Yani yapılan toplumun üretiği içeriğe ulaşmak için toplumun kendisine sansür konulması.

Şahsım adına bu erişim engelleme kararlarının artarak çoğalmasını diliyorum, bunun iki nedeni var , ilki engellenen sitelerin hem Türk Hukukunun olumsuz imajı , hem de engelleme haberlerinin yayılmasının getirdiği reklam sayesinde ziyaretçi sayılarının artması, bu gün ben bile daha önce haberdar olmadığım pek çok blogspot uzantılı blog gezdim ve çok eğlendim.

İkinci neden ise daha dramatik , her ne kadar kabullenmesek de demokratik bir toplumda yaşıyoruz ve her demokratik toplumda olduğu gibi şahsi iradelerimizin alınan kararları değiştirme imkanı var. Oysa biz ekşisözlük , youtube ve şimdide blogger örneklerinde olduğu gibi ya hiç tepki vermiyoruz ya da mahkeme kararını uygulamaktan başka şansı olayan TT.net i eleştiriyoruz. Tepkimizi doğru ve toplu bir halde dile getiremiyoruz. Hatta ne gibi bir tepki vereceğimizi konusunda bile bir fikrimiz yok. Bu durumda ya çoğunlukta değiliz ya da sesimizi çıkaramayacak kadar aciziz. Kapatma kararlarının artması bıçağın tepkisiz kitlenin de kemiğine gelmesi ve bu kapatma kararlarının artık son bulması için başlatılacak toplumsal bir hareketin ilk kıvılcımı olabilir.

///////////
Yazı tanıdık mı geldi? 18.08.2007’de
Elestirel.com’da  WordPress.com’un kapatılması ile ilgili yazdığım yazıda “wordpress.com” yerine “blogger” kelimesini ekledim de ondan..  Şimdiyse son paragrafta öngördüğüm şeyin gerçekleşmesini diliyorum. Hareket vakti sizce de gelmedi mi?

İki kaşık vanilya..

Kavanozun dibindeki pirinçlere baktım önce, azalmıştı. Pirinç azalmışsa alışveriş zamanı gelmiş demektir. 2 su bardağını dolduracak kadar pirinç vardı, bir bardağını aldım kırmızı tencereye koydum, üzerini 3 parmak geçecek kadar su ekledim. Pirinçler suyu içerken ben günlerdir dolapta bekleyen patlıcan kızartmalarını yedim. Soğuksa kızartma, daha çok severim. Pirinçler suları içip bitirmeye yakın, sütü ekledim göz kararı. Şeker koydum birazcık, ki çok tatlı olmasın.  Karıştırdıkça karıştırdım, o anda Ajda çalıyordu, teselli edercesine beni.. Süt ve pirinç karıştırmakta zorlandığım kıvama geldiğinde güzel koksun diye iki kaşık vanilya serptim, ocağı kapattım, dinlenmeye bıraktım.. Bulaşık makınasından temizlenmiş bulaşıkları çıkardım, minik kaselerimi kaldırmadım ama. tencereden kaselere doldurdum sütlacımı, tencerenin dibinini parmaklarımla yedim; elim ve dilim yandı.  Mutfağa yayılan mis koku beni baştan çıkardı, soğumasını beklemeden bir kaseyi alıp salona geçtim.

Düşündüm sonra… Süt kadar mucizevi, pirinç kadar bereketli bir sevgiydi senin bana duyduğun. Suyu emen pirinçler kadar bonkör olamadım ben sana… Bense, vanilyasıydım belki bu aşkın, güzel kokular saçıp kayboluyordum.  Varsam güzeldim, yoksam farkedilmiyordum. Şimdi ben yokum ya, binlerce kaseye sığacak kadar çok sevginden pay alamıyorum ya, boşver sen beni. Düşünme, sen kadar olamadım diye, üzülme.  İki kaşık vanilyayım ben nasılsa, farkedilmezdim ki kocaman sevginin ortasında… Üzülme bana fazla geldiğine. Bir kaseye sığamadın diye, ağlama…  Onlarca boş kase var dolmayı bekleyen, varsın vanilyasız olsun onlar da..

“Bu acıyı çektirmeden bırakmaz yakamı içimdeki göz.. İnanırsam yıkanıp yumduğuma samimiyetle bir gün, o zaman dönebilirim başa yeniden, tertemiz, söz..”

Tertemiz..