Yağmur Vururken Cama*

“Hiç bir şeyde gözüm yok
Sen yanımda ol yeter…”

Güzel günlere olan umudumu parçalamıştım o rüyadan uyandığımda. Gördüğüm o rüya bir gerçeği tüm çıplaklığı ile yüzüme vuruyordu. Sensizlik.. Aslımda sensizdim, özüm, benliğimin tüm kapıları sensizliğe çıkıyordu. Kabullenmesi çok güçtü belki, belki de yaşadığım herşeyin en anlamlı yansıması idi. İdrak edecek kudretim yoktu; üstelemedim.

Bir rüyanın belli belirsiz hatlarıydı yüzün ilkin. Sensizliğin tavan yaptığı rüyadan, senin o güzel ellerin ile sıyrılmıştım. O güzel ellerin bana gelecek güzel günlerin müjdesini veriyordu, titrekti, ürkekti ama sonsuz bir güç doluydu. Sevginin çokluğu ellerine derman veriyordu sanki. Gözlerin sonra. “ah o çocuk gözlerin..” Seni tüm varlığınla yanımda hissettiğim o akşam nasıl da benden kaçırıyordun gözlerini. “Sabaha kadar izlemek istiyorum seni” demiştin, “Ama bakmaya da kıyamıyorum.” Daha güzel bir sevilmek düşlememiştim o ana dek.

O andan sonra binlerce defa aynı duyguyu hissettirdin bana. Ellerin şifam oldu, gözlerin huzurum. Duruşundaki dinginlikle hayat bulmuştum. Anlamını arayan tüm hücrelerimde hissetmiştim nefesini. Nefesinin sıcaklığı bana yakın durdukça dünyadaki herşeyden güçlü, herkesten mutluydum.

Zaman zaman senden ayrı yaşamadım mı hüzünlerimi? Acılarımı? Kapılarımı kitlediğim o günlerde bana güç veren ellerin değil de neydi? Bazen çok yenik düştüm, bazen hırpalandım.Çoğu zaman çocuktum zaten; üzen, kırıp döküp hırpalayan. Herşeye rağmen ellerin saçlarımda uyuttun, her hatama rağmen gözlerin hiç ayrılmadı üzerimden..

Bugün seninle geçen günlerin kimbilir kaçıncısı. Her geçen gün artan sevginle bitirdiğim bu akşamda, sana verecek neyim var diye düşünüyorum. Senin sevgin o kadar güzel ki, yanına ne koyarsam koyayım göz doldurmuyor. Yapabileceğim en kolay şey olan yazmayı seçiyorum senin için..

Ellerine, gözlerine, duruşuna kurban olduğum.. Hiç ayrılma, hiç ayırma nefesini yakınımdan. Yaşayamam.

“Sızlayan her yerimin, şu çileli serimin
Sahipsiz dertlerimin, çaresini bul yeter”

*Bu yazı, ilk olarak  16 Temmuz 2009 tarihinde hergunbiri.com’da yayınlanmıştır.

İnsan nasıl ölebilir?

 

Rüzgâr istiyorum ben ruhumun güllerine
Ki dökülsün, dağılsın, yok olsun hülyalarım
İlkokul yıllarında elimize tutuşturulmuştu şiiri, 23 Nisan’a az bir zaman kalmıştı, ezberlemeliydik. Öğretmenimiz de biz şiiri okurken arkada çalacak olan müziği araştırıyordu. Teybimiz vardı bir tane, toplanan paralarla almıştık. Herkes şiirin bir kısmını ezberleyecekti, en güzel söyleylenler okuyacaktı 23 Nisan gününde.. “Yediyordu Elif kağnısını, kara geceden, geceden….” diye başlıyordu şiir. Zordu. Küçüktük zira. “Yediyordu ne demek öğretmenim?”
Fazıl Hüsnü Dağlarca’yı o gün öğrenmiştim. Meraklı bir çocuktum, okuduklarımı öylece geçmiyor, kimin yazdığını araştırıyordum. Ablamın kitaplarından bulmuştum Dağlarca sayfasını..Hayatını,şiirlerini okumuştum.Giderek büyüsüne kapılıyordum şairin. Şiiri sevmeye, anlamaya başlamıştım. Hayata şiirle tutunan şairleri öğrendim sayesinde..
O 23 Nisan gününde Mustafa Kemal’in Kağnısı şiirini en güzel okuyanlardan biri olan çocuk, geçen yıl bugün, şairin öldüğünü öğrendi,ölen şairlerin dünyasına uğurlanmıştı Dağlarca da.. O Orda hayatına devam edecekti,bizse burada şiirle hayata tutunmaya..
Bugün ölümünün birinci yıldönümü.. “Göç dönümü..” Şairi anmanın en güzel yolu olan şiirlerini okumakla geçireceğim günü..Mekanın cennet olsun Dağlarca..
İnsan nasıl ölebilir,
Yaşamak bu kadar güzelken?

“Rüzgâr istiyorum ben ruhumun güllerine
Ki dökülsün, dağılsın, yok olsun hülyalarım”

İlkokul yıllarında elimize tutuşturulmuştu şiiri, 23 Nisan’a az bir zaman kalmıştı, ezberlemeliydik. Öğretmenimiz de biz şiiri okurken arkada çalacak olan müziği araştırıyordu. Teybimiz vardı bir tane, toplanan paralarla almıştık. Herkes şiirin bir kısmını ezberleyecekti, en güzel söyleylenler okuyacaktı 23 Nisan gününde.. “Yediyordu Elif kağnısını, kara geceden, geceden….” diye başlıyordu şiir. Zordu. Küçüktük zira. “Yediyordu ne demek öğretmenim?”

Fazıl Hüsnü Dağlarca’yı o gün öğrenmiştim. Meraklı bir çocuktum, okuduklarımı öylece geçmiyor, kimin yazdığını araştırıyordum. Ablamın kitaplarından bulmuştum Dağlarca sayfasını..Hayatını,şiirlerini okumuştum.Giderek büyüsüne kapılıyordum şairin. Şiiri sevmeye, anlamaya başlamıştım. Hayata şiirle tutunan şairleri öğrendim sayesinde..

O 23 Nisan gününde Mustafa Kemal’in Kağnısı şiirini en güzel okuyanlardan biri olan çocuk, geçen yıl bugün, şairin öldüğünü öğrendi,ölen şairlerin dünyasına uğurlanmıştı Dağlarca da.. O Orda hayatına devam edecekti,bizse burada şiirle hayata tutunmaya..

Bugün ölümünün birinci yıldönümü.. “Göç dönümü..” Şairi anmanın en güzel yolu olan şiirlerini okumakla geçireceğim günü..Mekanın cennet olsun Dağlarca..

“İnsan nasıl ölebilir,
Yaşamak bu kadar güzelken?”

Kendine benim için bir gül ver

Acısıyla, tatlısıyla, bayramıyla, şekeriyle bir Eylül ayını daha bitirmiş bulunuyoruz. Eylül ayına münhasır bir eda ile çeşitli ayrılık acıları tadan benliğim,ayın bitiyor oluşu ile garip bir keyfe doğru yolculuğa çıkıyor. Sıfat tamlaması bol bir cümlenin en gözde kelimesiyim adeta!

İşin içinde bir garip yan arayacak olursak bu gitmelerin kalmaların artık içimde zerre his uyandırmadığını seçebiliriz. İşin garip yanı bu olmalı. Oysa bakın ben bile garipsemiyorum. Kendimi işe adamış bir insan oluşum görüldüğünde ise altında yatan gerçeklerin ne derece apaçık olduğunu görebiliriz. Kendimizi accayip zeki hissettiğimiz anlarda hep derine inmeyi seçmedik mi?

Aylarca bakımsız kalmış bir kadın gibi zaman.Elini uzattığında sana koşmak istiyor ancak yitirmiş olduğu kendine güveni çekip alıyor onu bu istekten. Kadın gülümsedikçe güzelleşir oysa. Güzel hissettikçe kendine gelir güveni. Güveni geldikçe sana daha sıkı sarılır. Zaman da öyle. Kendini hayatın gidişatına kaptırmış huysuz bir kadın şimdilerde zaman.Ellerindeki çizgiler kadar derin yokuşları.

Senenin en melankolik ayı Eylül geride kalırken, içimden nehirler gibi akmak geliyor… Oturup orada öyle düşüneceğine sevgilim, kendine benim için bir gül ver.. Kendine benim için bir “gülüver”…

kendimin ellerinden tutunca
içimden nehirler gibi akmak geliyor
yollara çıkmak, yolculuklara bakmak geliyor
geberesiye içip salaş meyhanelerde
buralardan böyle ceketsiz kaçmak geliyor