Üç kelimelik ağıt

Yok mu bir haber alan
Yok mu gören
Bu mudur adetin
Bu mudur tören
Yaz ya da söyle bulamadım böyle
Neresi açık adresin neresi yören?

Şarkıyı dünden beri sürekli dinliyorum. İki versiyon yapmışlar hem de; birbirinden şahane.

Çok değil daha bir kaç haftadır, dilime dolanacak, sürekli dinleyeceğim bir şaekı arıyordum. Yeraltına kadar indirgedim arayışlarımı. Bilinmedik albümler,bambaşka tınılar keşfettim. New Age sokaklarından jazz semalarına uçarken, ansızın burnumun dibinde alelade bir yerde beliriverdi şarkı.. “Bu mudur adetin, bu mudur tören?”

Sakız gibi sözler,anında yapışıyor. Çok da bir “olayı” yok hani. Ama duruyor işte dinleyince ruhun, dinleniyor.Beni en çok etkileyen kısmı belki de kimsenin dikkatini vermediği bir yerde. “adet… töre… yöre…” bu üç kelime garip bir biçimde kendimi şarkının orta yerinde buluvermemi sağlıyor. Öylesine basit, öylesine alaturka kelimeler değil mi?

Peki siz, adet bilmeyen bir adama aşık oldunuz mu? Konuşma adeti, davranış adeti.. Sana öğretilenlerle örtüşmeyen bir hayat şekli.. Töresiz bir adam tanıdınız mı? Kuralsız, kimsesiz? Yol yordam bilmeyen bir adamın peşinden giderseniz yöresiz kalırsınız. Ben oldum. En yalın halimle özetlemem gerekirse hayatımda yaptığım en büyük salaklık. Ama bu salaklığı yapmış olmamla şekillendi ‘aslolan hayatım’.

Düşüncelerimi vurgulamak için yetersiz bir saat.. Gözlerime konan uyku, bir an evvel kurtulmam gerektiğini söylüyor bu hissiyattan.

Hayır, anlaşıldığı gibi kızgın değilim. Günü aşksız bitirmek ne denli güç; bilirim. Kanadımı topladığım gibi beni uykuya götürecek olan o kuş tüyünün ardına sığınmayı da bilirim.

Uçan o söz, ardında yazıyı bıraktı.

Sözlerimi aylar öncesinde kalan o akşama uçurdum. O en çok inançsız kaldığım akşama.. O anı bir daha yakalayayım diye etmediğim yemin kalmadı. Ama inanç yokken yeminler tutmazmış; bilemedim.

Alelade, dümdüz, sakız gibi bir şarkı.. Aylardır beklenmiş bir “şey” için ne kadar da özensiz. Ama yerleşmiş işte içine o üç kelime..

Bu mudur adetin?
Bu mudur tören?
Neresi açık adresin, neresi yören?

Hani aslında bitmedi ya sözlerim, ketum bir gecenin kurbanı olsunlar istemem.

Rüyalarda buluşuruz

“Görünüşe bakılırsa ortada bir problem yok” dedi yaşlı adam, “Neden gitmiş olsun ki?”…
Gitmişti.
Görünüşe bakılırsa bir problemi yoktu;mutlu bir hayatı vardı görünüşte. Görünüşte huzur vardı. Evin içine doğan güneş apaçık ortaya çıkarıyordu huzursuzluklarını. Saklamak istemedikçe, yerle yeksan oluyordu düşünceleri. Düşünceler de görünüşe uyum sağlarcasına sakindi. Düşünceleri bile özgür değildi, düşüncelerinde bile bir sahnedeydi, rol yapıyordu.
Düşüncelerinin bile özgür olamadığı bu yerden gitmek dışında yapabileceği birşey yoktu..
—-
Bir rüya metni..
Rüyamda okuduğum satırlar. Birebir, net bir biçimde hafızama aldığım cümleler.. Uyuma işini fazlasıyla abarttığım son zamanlarda bir de yoğun miktarda rüyalar görmeye başladım. Rol kesmeler, su parkları, kitap okumaları, film seansları. Günün hengamesinde yapamadığım çoğu şeyi rüyamda yapmaya başladım. Son zamanlarda da bazı şeyler okuyor ve uyandığımda not ediyorum. Böyle böyle bir kitap basacağım. İsmi de hazır; Rüyamda Yazdım!
Uykusuzluğa tahammülsüzlüğüm ne zaman başladı bilmiyorum.Kendimi herhangi bir köşe başında uyur yakaladığım günler çok uzak değil. Direksiyon başında bile uyuklayacak kadar sersem dolaşıyorum. Koltuğa oturmamla uyumam arasında bir reklam arası kadar süre var. Toplasam o uykuları burdan köye yol olur!
Uyanıyorum elbet. Ancak bu sefer de kaç saat uyumuş olursam olayım uyanamıyorum. Sanki yeni yatmışım da “bi beş dakika daha ne oluuuurrr” tepkisi veriyorum çalan saatime. (çalar saat mi yoksa? ama çalıyor?)
Zor bela uyandığımda ise geç kaldım telaşesinden ne doğru düzgün birşeyler giyebiliyorum, ne öğlene kadar bir işim rast gidiyor. Herşey mi ters gider sabahın köründe. Gidiyor. Öğlen olduğunda ise işler yetişmeyecek telaşı başlıyor bu sefer de. Akşama kadar paldır küldür geçiyor zaman. Akşam ise program basit; alelecale birşeyler yenir, koltuğa uzanılır ve uykuya geçilir.
Neyseki içimde biryerlerde entellektüel bir kişi duruyor ve beni geceleri hayattan koparmamak için rüyalarıma getiriyor kitapları, filmleri. En son rüyamda 9’u izledim (evet rüyamda da birşey anlamadım) ve yukarıdaki satırları okudum. Okuduklarımı Esin adında biri yazmıştı. Esin sanırım benden esinlenen bir yazar.Umarım rüyalarımda spora da zaman ayırabilirim, malum ye-yat hayatı şişkinliğe yol açıyor.

“Görünüşe bakılırsa ortada bir problem yok” dedi yaşlı adam, “Neden gitmiş olsun ki?”…

Gitmişti.

Görünüşe bakılırsa bir problemi yoktu;mutlu bir hayatı vardı görünüşte. Görünüşte huzur vardı. Evin içine doğan güneş apaçık ortaya çıkarıyordu huzursuzluklarını. Saklamak istemedikçe, yerle yeksan oluyordu düşünceleri. Düşünceler de görünüşe uyum sağlarcasına sakindi. Düşünceleri bile özgür değildi, düşüncelerinde bile bir sahnedeydi, rol yapıyordu.

Düşüncelerinin bile özgür olamadığı bu yerden gitmek dışında yapabileceği birşey yoktu..

—-

Bir rüya metni..

Rüyamda okuduğum satırlar. Birebir, net bir biçimde hafızama aldığım cümleler.. Uyuma işini fazlasıyla abarttığım son zamanlarda bir de yoğun miktarda rüyalar görmeye başladım. Rol kesmeler, su parkları, kitap okumaları, film seansları. Günün hengamesinde yapamadığım çoğu şeyi rüyamda yapmaya başladım. Son zamanlarda da bazı şeyler okuyor ve uyandığımda not ediyorum. Böyle böyle bir kitap basacağım. İsmi de hazır; Rüyamda Yazdım!

Uykusuzluğa tahammülsüzlüğüm ne zaman başladı bilmiyorum.Kendimi herhangi bir köşe başında uyur yakaladığım günler çok uzak değil. Direksiyon başında bile uyuklayacak kadar sersem dolaşıyorum. Koltuğa oturmamla uyumam arasında bir reklam arası kadar süre var. Toplasam o uykuları burdan köye yol olur!

Uyanıyorum elbet. Ancak bu sefer de kaç saat uyumuş olursam olayım uyanamıyorum. Sanki yeni yatmışım da “bi beş dakika daha ne oluuuurrr” tepkisi veriyorum çalan saatime. (çalar saat mi yoksa? ama çalıyor?)

Zor bela uyandığımda ise geç kaldım telaşesinden ne doğru düzgün birşeyler giyebiliyorum, ne öğlene kadar bir işim rast gidiyor. Herşey mi ters gider sabahın köründe. Gidiyor. Öğlen olduğunda ise işler yetişmeyecek telaşı başlıyor bu sefer de. Akşama kadar paldır küldür geçiyor zaman. Akşam ise program basit; alelecale birşeyler yenir, koltuğa uzanılır ve uykuya geçilir.

Neyse ki içimde biryerlerde entellektüel bir kişi duruyor ve beni geceleri hayattan koparmamak için rüyalarıma getiriyor kitapları, filmleri. En son rüyamda 9’u izledim (evet rüyamda da birşey anlamadım) ve yukarıdaki satırları okudum. Okuduklarımı Esin adında biri yazmıştı. Esin sanırım benden esinlenen bir yazar.Umarım rüyalarımda spora da zaman ayırabilirim, malum ye-yat hayatı şişkinliğe yol açıyor.

Kulağı geçen gerizekalılar

Kulağı geçen boynuz kadar akıllı olabilseydiniz benim öğrettiğim işi bana öğretmenize deli olmaz, bilakis gurur duyardım.

Bir kaç gündür o çok şahane “gerizekalılar” yeniden hayatımın gündeminde.  Mümkün mertebe  iyi niyetli ve sabırlı davranarak öğrettiğim işleri, küçük beyinlerine bakmaksızın önüme sunuyorlar. Eğleniyorum izlerken.  Komik anlar yakalıyorum kimi zaman. Kimi zamansa dayanamayıp gerizekalılıklarını yüzlerine vuruyorum. Tahammül sınırımın noktasına gelindiği anlaşıldığındaysa geri adım atıyorlar. iyi ki!

Günümün büyük bir çoğunluğunda insanlara karşı sonsuz anlayış ve sabır göstermekle meşgulüm. Bazen öyle yoruluyorum ki  ansızın bastıran bir gerginlikle  sert tepkiler verebiliyorum. Bu tepkim sabrım ne kadar yoğunsa o ölçüde yoğunluk gösterdiğinden zeka düzeyi gerilemiş kişilerde farklı bir etki yaratabiliyor. Bu seferse ne kadar geri adım atarlarsa o kadar lehlerine işliyor zaman. Bunu yapmakta başarılılar ama. Takdir etmiyor değilim.

Sayelerinde, öğretmekten öğrenmeye fırsat bulamadığım zamanlar tüketiyorum. Oysa öğrenmeye o kadar açım ki. Art arda gelen sorular, bitmek bilmeyen istekler. Bazen kendimi birilerine hizmet etmek için dünyaya gelmiş gibi hissediyorum. Halbuki bu yöndeki tüm enerjimi bir gün bir çocuğum olursa ona bahşetmeyi planlıyordum. Meğer doğacak olan evlandıma kafayı sıyırmış bir anne kısmetmiş.

Eh, gerizekalıların bir güzel etkisi de yazmaya imiş. Sağolsunlar. Yazacak birşey bulamadığım dönemlerde iki cümle kuruyor ve az da olsa hafifliyorum. Fırsat verdikleri ölçülerde elbette..

Yeter ki yaz bana, senede bir gün

Gözlerim bozuk benim.  Epey bozuk. Lenslerim ne zaman ki gözlerimi acıtır veya yırtılırsa yenisini almadan önce bir süre gözlük takarım. Bu seferki süre de epey uzun sürdü doğrusu. Bu süre zarfında bir türlü gerçek göz numaram ile değiştirmediğim gözlük camlarım sayesinde dünyayı flu olarak görüyordum. Günün tamamına yakınını bir ekran karşısında geçiren gözlerim bu durumdan çok hoşlanmıyor olmalılardı ki akşamları erkenden koltukta sızmak sureti ile kapanıyorlardı. Hal böyle iken yazı falan yazmak da hakgetire. Bütün suçu gözlüğüme attıktan sonra bir alt paragrafa geçebileceğimi düşünüyorum gönül rahatlığı ile.

Aylardır dişe dokunur bir gelişme olmamış gibi hayatımda. Okuduğum herhangi bir şey etkilememiş, izlediğim filmlerin hiçbirinin büyüsüne kapılmamışım gibi. Oysa normal koşullar altında bunlara fırsat vermeyip üstüne gitmeliydim kitapların filmlerin. Öyle ya hayatıma değer katan birşeylerin eksikliği çok zorlardı ruh halimi. Muhakemesini yaptığım son bir iki ay içinde hayatıma katkı sağlayan tek şeyin edindiğim yemek kitapları olduğunu görüyorum. Bu uğraşım hem beni oyalıyor, ruhumu doyuruyodu. Hem de zaten yeterince yer etmiş fazlalıklarıma yenilerini ekliyordu. Durumdan işkillenmeye başlamıştım. Uğraş dediğin şey insanı sıkıntılarından arındırmalı, hafifletmeli, sevimli bir insan yapmalıydı. Oysa benim bu uğraşım başıma bela oldu. Şimdilerde sinirli ve şişko bir kadınım! Hayata küsmem ve kendimi yeniden yemeye içmeye vermem an meselesi.

Senenin bitmesine yakın bu yıl şu oldu, gelecek yıldan beklentilerim şudur başlıklı yazılar yazma isteğim de gelmiyor değil hani. Küçükken 2010 senesinin hayalini kurardım. Şayet hayal dünyam ve çocuk ruhum benimle kafa bulmuyorsa 2010 senesi  kuşların kelebeklerin özgürce kanat çırptığı, at arabalarını neşe içinde taşıyan atların koşturduğu,denizinde balığın bol olduğu bir sene olacak. Eğer tersi olursa  Noel Baba’ya küsecek ve bir daha hayal kurmayacağım.