Hava ayaz mı ayaz, ellerim ceplerimde

Soğuk bir gün. Buz tutmuş ayaklarım ve ellerimle günün bitmesini bekliyorum. Ve nedense gün içinde içimdeki ses “bugün hava güzel dedim ki hanıma, haydi kalk giyin de çıkalım biraz” şarkısını söylüyor. Şarkının adı bu değil, konu da şarkı değil nasılsa. Büyük bir olasılıkla içimdeki sesle havaya birşeyler anlatmaya çalışıyorum. Şu soğuk günler geçse de yumuşasam. Maddenin kaskatı hali oldum şurada.

Son günlerde soğuktan donmadan sağ salim akşamı ettiğimde bir bebekle karşılıklı gülüşüyoruz. Uslu durmuyor ki velet, cik desem gülüyor. Neden cik dediğimi bilmiyorum ama, şimdi düşününce benden kocaman bir insan da cik dese ben de gülerdim evet. Bebeği kınamıyorum, bu akşam ciklemeyeceğim, gayet akıllı ve uslu duracağım.O zaman da gülerse kesin delidir! Bebek geldi geleli evimizden barkımızdan olduk zaten. Küçücük şey nasıl da tüm şehrin planını değiştirdi hayret verici. Kediler kovuldu evden! Hem de nereye? Benim evime! Evde iki tane kedi ile ben ne yapıyorum peki? Eve giremiyorum. Çok zor şartlar altında günü tamamladığım yetmiyormuş gibi gece tepemde iki tane koca kedi ile kalkıyorum. Herkes evini bilsin rica edeceğim.

Şimdi soğuk ya, işler de sıkıcı malum. Dolayısıyla bunlar en huysuz halimin satırları. Hava biraz ılınsın, işler de yoluna girsin söz veriyorum etrafına kelebek figürleri çizilmiş bir şekilde anlatacağım bebeğin tatlılığını, evin içinde koşturan iki kedinin güzelliğini. Ama şimdi soğuk. Buz.

Kurabiye, Gogol ve Ölü Canlar

Geçenlerde bir gün uzunca bir metni el yazısı ile temize çekmem gerekti,canım çıktı! Kalemi tutmakta o kadar çok yorulmuştum ki bir an evvel bitsin bu işkence diyerek yazımı doktor yazısı formuna sokmuştum. Ama o an içimde binbir korku ile başa çıkmaya çalışıyordum. Kalem tutamayacak olma korkusu!

O akşam elime kalemi aldım 6 sayfa boyunca aklıma ne gelirse yazdım kağıtlara. Karar vermiştim, bundan sonra her akşam en az 3 sayfa yazacaktım böyle. Hatta üşenmeyecek bu yazdıklarımı da aynen bilgisayara geçirecektim. Klavye cadılığı bile körelmişken bir de kalem tutamıyor diye hayıflanıyorum değil mi, ne komiğim!

Biraz panik yapmanın kimseye bir zararı yok aslında. Çoğu mantıklı kararlarımı bazı korkularım en üst seviyeye çıkmışken alırım ben. Birşeyi yapmak için önce korkutulmam gerekiyor sanırım. Korkularıyla terbiye edilmiş bir çocuk da değildim oysa. Zaten kendimi eğitme işi ne zaman bana kaldı, o zaman oldum böyle. Şimdi kalemle yazınca yoruluyorum diye bir daha yazamayacak korkusuna kapıldım. Bu korkuyu sevdim. Müstehak bana.

Yine geçen akşamların birinde kendimi elimdeki tarif defterine “Bir Delinin Hatıra Defteri”nden alıntılar yaparken yakaladım. Gogol bu anlara tanıklık etseydi edebiyatı bırakır, kendini kurabiyelere methiyeler döşerden buluverirdi! Ancak kurabiyeler o kadar güzel kokuyordu ki yanına güzel kokular sürmüş güzel bir kadın gelse dönüp bakmazdı bile. Malum o da bir erkekti ve ilk etapta midesinin keyfini düşünmek zorundaydı. Gogol da bir insandı neticede. O akşam uğrasaydı ona da biraz kurabiye koyardım, hem bir de kahve yapardım belki de, belli mi olur?

Bazı garip huylarım olduğu gibi, gecelere anlam katmak bakımından bazı özel isimli geceler düzenlediğim de oluyor. Gereksiz bir Fransız özentiği… Bunlardan biri de “okuduğumuzu pekiştirelim geceleri”. Seneler evvelinden göz gezdirdiğim satırlara şimdiki aklım ve beynimle bir kere daha göz gezdiriyorum. Bu akşamlardan birinde konuğumuz yine Gogol idi.. Ölü Canlar, seneler önce elime aldığımda nasıl bir mayışıklıkla elimden bırakıysam öyle karşıladı beni! Canımı çıkardı yine. Halbuki Gogol da bir insandı, böyle yapmaması gerekirdi. Belki de hala ilk okuduğum zamanlardaki gibi burnum havadayımdır, ön yargılarımla dünyayı yerinden oynatabilirimdir. Büyümemiş de olabilirdim, ama böyle yapmamalıydın Gogol.Hem naber, o  zamanlar kurabiyenin evde yapılabildiğini bile bilmiyordum, şimdi kokusundan sarhoş ederim adamı.

Senden ricam, Gogol, beni yalnız bırakman. Münasebetsiz zamanlarda elime çarpmaman, gözüme görünmemen.. Sonra çok üzülüyorum. Sonra kendimi çok yüzeysel bulup depresyonlara giriyorum neden böyleyim diye. Neden diye sorma,Gogol. Sadece anla.