Leke İzleri

 

Eve gelirken az önce, üzerimdeki lekelere bakıyordum, ne çok sakardım. Akşamın tüm menüsü neredeyse üzerimdeydi! Konuştum onlarla, her birini hayatımdaki o karanlık anlara bahşettim. Çoklardı, kimisi bir damla su bekliyordu, kimisi valizini almış yanına; besbelli uzundu ziyareti.  Geç geldim dedim ya eve, gelir gelmez mektubunuzla karşılaştım. Üzerimdeki leke izlerini düşünürken hala, onların hakikatin kustukları olduğunu işaret edişinize hayran kaldım. Aklımdan geçen tam anlamıyla buydu, aklımdan geçenleri başka satırlarda görmeyeli çok oldu, bu ne çok sevindirici. Kalbim kırık geldim eve. Kalbim yorgun. Saymakla bitmeyecek, bitmedikçe de hükmedecek yaralarla uğraştım. Tek derdim kapanmaları iken, kendi derimi kazıttım. Yarama ilk müdahaleyi yapmakla geç kaldığım gibi, sakar bir ustalıkla baş edebileceğimi zannettim. Ne çok yanılıyorum son zamanlarda. Ah, ne kör bakıyorum.  Doğum lekesi dedikleri de buydu galiba, keskin bir yara belki de. Ben bu yaraları, bu lekeleri en başından beri değiştirmek için çabaladım. İnatla, keskin bir zeka ile karşısında durdum, haylazlığımın gölgesine sakladım isyankarlığımı. Bütün derdim yok etmekti bu yaraları, yetişemedim. İrademle güç birliği yaptığımı söylemiştim ya, laf. Öyle basit anlarda yakalanıyorum ki savaşa. O kadar hafif dertlerin içersindeyken savaşmayı hak etmediğimi düşünüyorum. Savaşa değecek kadar güçlü olmalıydım. Akşam boyunca tek derdim tırnaklarımda eksik olan renkti, hay aksi, nasıl unuturum? Bunun öncelikli bir sorun olduğuna ikna ettiğimde beynimi, iradem yetişiyor, alıyor eline keskin bir bıçak; kanatıyor. Kan akıyor, içim akıyor, aklım yerine geliyor, kalıyorum yara izleri ile. Oldu mu size bir iz daha… Hep en hafif anlarımda yakalandığım bu savaşların yaralarını taşıyorum. Lekeler de büyüyor, benim gibi. Kendimi güçlendirerek büyütürken, lekelerimi de güçlendiriyorum, kalıcı oluyor hükümdarlığı.

Siz şimdi, mutsuz olduğumu düşüneceksiniz. Leke izleri, yara izleri derken hep bir boyun eğiş içinde olduğumu. Böyle düşünmenizi istemem. Çok güçlü bir bağım vardır hayatla. Korunaklıdır gölgeliklerim. Yenildiğim her savaş sonrası alnımdan öperek uyandırır beni iradem. Daha güçlü kalkarım ayağa. Bu kez Manhattan’ı fethedebilecek denli bir güç dolar eteğime, vaktimiz kalırsa,belki, Berlin’i de.

Günler, Denizler ve Zeytin Dalı

 

Kucağıma klavyeyi almış, bir müzik aletine dokunuyor tandansı yaratmaya çalışıyorum. Ses çıkaran tek şey, parmaklarım olsun istedim bu akşam.  Yoksa Tv’den gelen seslere uygun bir şekilde ilerliyor hareketlerim; kafa karıştırmaktan öteye giden bir durum değil bu, elbette. Tırnaklarımın gereğinden fazla uzadığına da böyle anlarda karar veriyorum. Muhtemelen,  bu takıntıma yenik düşerek yazı ortalarında bir yerlerde tırnaklarımı kısaltacağım.

Günler fena halde karışık bir şekilde ilerliyor. Gündem karışık, ruh halim karışık, okuduklarım karışık, izlediklerim karışık. Tüm bu karışıklığın ortasında ise güzel müzikler duruyor. Bir tek onlarla hayat buluyorum son zamanlarda. Dinlediğim her şeyden ayrı bir öykü yaratmak istiyorum. Ufak notlar alıyorum, çantamın içindeki kağıt kalabalığına yenilerini eklemek için bir yarış halindeyim adeta! Geçenlerde radyodan gelen melodiye methiyeler döşemek üzereyken kendimi yakaladığımda çok şükür ki kırmızı ışığa yakalandım. Hepsini uygun bir a4 ile buluşturup bir anlam bütünlüğü kazandırdığımda burada da yer veririm diye düşünüyorum.

Farklı düşünceler de kanat çırpmıyor değil engin denizlerimde. Denizlere övgü bitmek bilmez bedenimde, malum.  Denizlere ait bir ruhum var, hep suda öleceğime inandırmışımdır kendimi. Buna rağmen, kusursuz bir korkusuzluğum var suya karşı. Şu an denizlerin beni çağırdığına inanıyorum. Ölmek için değil elbet. Deniz, kokusu ile buluşmamı fısıldıyor geceleri, ilhamımsa bir minik şişenin içinde, su yüzeyinde dolaşıp durduğunu. Kısa bir zaman kaldığını biliyorum sadece. Belki de sonsuz bir deniz ziyareti olacak bu.

İnsanların ne kadar ikiyüzlü olabileceklerini tahayyül etmek çok zordur benim gibi saf insan sevgisi içerisinde olanlar için. Küçük bir an sadece, yenik düştüm. Hep eleştirdiğim insani duyguya yenik düştüm.  İnandım. Ortadaki iki yüze bakıp bakıp güldüm sonra kendime. Kendimden çok değer verdiklerimi gözden geçirdim kafamda, hepsini arındırdım. Bu aymazlığa daha fazla müsaade edemeyeceğim konusunda güç birliği yaptım irademle. Şimdi kimse için kötü niyet beslemediğim halde, bana kötü niyetle bakıldığında görünen bir yüzüm oluştu. Hiç yadırgamadım, aksine yakıştırdım bunu kendime.

Değişen dünyaydı, gelişen zaman. Yenilginin kıyısında oturmayı çok iyi bilirim. Bilerek ve isteyerek kendimi kıyıya sürüklediğim anlar çoktur. Kendime daha özenli anlar yaratmayı hep bu zamanlarda öğrendim.  Kimseden görmediğin o özenli, naif zamanları, insanın kendisi için yaratması gerektiğini öğrendim.  Sanırım hızla büyüyor, büyüdükçe kendime daha sıkı tutunuyorum.

Büyüklüğüne inanırım sonra ve daima saf sevginin. Ne kadar uzatırsan o kadar büyümezmiş ama zeytin dalı, orda yanılmışım. Pat diye kırılıverdi koca bir uçurumun ötesine uzatmak istediğimde. Oysa benim tarafımdan bakıldığında aradaki mesafe bu kadar değildi, kırılmamalıydı. Hep bir kaybedişti onlarınki, bu sefer izin vermedi zeytin dalı benim kırılmama; kendi kırılıverdi. Öylece saf, narin, zeytin dalım.

*Fotoğraf

Hayat bir film seti

Korku filmi çeviriyoruz. Ortada korkutucu bir gerçeğin olduğu kesin. Lakin oyuncuların geri zekalılıkları beyaz perdeye yansıyınca ortaya çıkan film, korku filmlerinin komedi tadında yeniden çekildikleri o berbat filmlere benziyor.Biri kalkıp ışığı kapatıyor, üzerine biçimsiz bir beyaz çarşaf geçiriyor. Korkuttuğunu zannediyor işin garibi, sindirdiğini. Benim bu aptal filmin içinde neden var olduğum ise tam bir muamma.

Ardından eski Türk filmlerinden birinde buluyoruz kendimizi. Geri zekalı oyuncularımız bu kez en ağır halleri ile birbirine koşuyor, fonda çalan şarkıya ayak uydurmakta zorlanıyorlar. Romantizmin zerresi okunmazken gözlerinde, en çok ben kandırıyorum onları nemli gözlerime onları izleyerek. Benim bu filmde ne aradığım ise aslında muamma değil. Sadece gözlerimi dinlendiriyorum ben. Tıpkı ağlamaya bahane olsun diye soğan doğramaya koyulmak gibi. Başka zaman gözlerime etki edemeyen soğan, hele bir ağlamak isteyeyim nasıl acıtır gözlerimi. Sinirlerim çok bozuk. Her şey muallak. Belirsizliğin içinde kaybolup gitmemek için tutunuyorum demirlere. Bir dalga gelse sanki tutunduğum demirle birlikte indirmeyecek beni aşağıya, saflık.

Tüm filmleri bir kenara itip bir çizgi film setine atıyorum kendimi. Çizgi filmin ne seti olur, deme. Demin Şirinler geçti mesela yanımdan, Şirin Baba mantar mı toplamalarını istemiş ne. Kırmızı bir bere bulabilirsem aralarına karışmayı düşünüyorum. Kırmızı başlıklı Kız  Şirinler Diyarında diye bir film çekeriz. Tutarsa, ağlamayı kesip çizgi film işine girerim belki. Çok kazanırsam oynamam artık, birini tutarım beni çizmesi için; sonsuzluğa kolayca karışabilirim böylece.

Önce şu ağlamam geçsin, güzel planlarım var.

Sonra dedim ki söz ver kendine

İki satır okuyup kendime geleyim dediğim anda kelimeler bir anda kaçışmaya başladı. Önümdeki bomboş kirli beyaz sayfa ile kalakaldım. Sabahın en kör vakti idi ve ben alelacele çıkıp gelmiştim rüyalarımdan. Bomboş bir sabaha uyanacağımı bilseydim rüyamdaki engin  papatya tarlasından hiç çıkmazdım.

Her şerde bir hayır arayan metanetli bir kadın gibi duruyor Zaman. Tüm iyi niyetlerimle ben ise yanında uçarı, haylaz bir genç kız gibi duruyorum. Zaman temkinli olmamı, beklememi söylüyor, bense her şeyin farkında olduğum halde sabırsız bir telaş içerisindeyim. Zaman beni telaşlı olmamam konusunda uyarırken, hızlıca akıp gidişi ile bir tezat yarattığını görmüyor, kafamı daha çok karıştırıyor. Gözlerimi kocaman açmış, etrafta olan bitene anlam yüklemeye çalışıyorum. Huzursuz olduğum ortada.

Dile zor gelen kelimeleri seçiyorum sonra. Söylemekten hep son anda vazgeçtiklerimden. Zamana karşı söylenmiş eksik cümleler onlar. Not ediyorum küçük bir kağıda, koyuyorum bir kitabın arasına.

Arasına küçük yapraklar koyduğum bir kitap aldım elime. Kelimeler gözlerimle buluşmaktan kaçınırken yaprakların kımıldamayışı bana ne anlatmak istedi, bilmiyorum. Zaten bunu sorgulayacak bir akla sahip değilim. Kelimelerin beni kirli beyaz bir zeminde oturmuş yapraklarla neden baş başa bıraktığı ise çok sonra gündemime otursun istiyorum. Bunu hatırlamak niyeti ile buraya yazıyorum. Lakin sonra okur muyum, hiç sanmıyorum.

Ayaklarımı suya sokayım ben, Zaman ise ne hali varsa görsün. Aklımdaki şarkıyı da bulabilirsem değme keyfime. Değme, sakın!

Kız kardeşlerim

kid_with_kite_for_levi_by_Pennae

Kendimi onlara çok açmadığımdan yakınır kız arkadaşlarım. Dertlerimi paylaşmadığımdan. Hatta kimisi hiç derdimin olmadığını düşünür, nasıl bu kadar hissiz olabileceğimi sorgular. Kimi aşırıya kaçıp hiçbir şeyi önemsemediğime getirir konuyu. Oysa ben hep en hafiflemiş halimle giderim kız arkadaşlarımın yanına.

Hafifimdir. En büyük buhranlardan kolayca çıkabildiğim 10 dakikalık seanslarım vardır çünkü. Hayata şanslı doğmuş insanlardanım çünkü. 10 dakikalık telefon konuşması ile sıyrılır bedenimden karanlık deriler. Kız kardeşlerim vardır çünkü benim. Çok anlatırım. Bazen fena halde azarlanırım, haddim bildirilir. Bazen yürekten destek görürüm, bazense yalnızca dinlenirim. Her seanssın sonunda daha hafiflemiş olarak kalkarım ayağa. Sihirli güçleri vardır onların, beni hayata bağlayan sağlam ipleri vardır.  Hafifler öyle çıkarım dışarıya. Dışarıdadır kız arkadaşlarım, kimi telaşlıdır, kimi üzgün, kimi dert ortağı arar, kimi sadece akşama ne giyeceğinin derdindedir. Keyifle dinlerim, uzun uzun dinlerim. Her konuşmanın sonu benim neden açık olmadığıma varır, cevapsız kalırım. Bir sıkıntıyı tekrar konuşmak yeniden davet etmektir hayata diye düşünür, yeniden açmam.  Kimisi de bu arkadaş olma işini yalnızca dertleri masaya yatırmak olarak görür, en çok buna şaşarım.

Bazen samimiyetsizlikle itham edilirim, işte o zaman çok kızarım. Hayatında daima problem olan insanların oyunudur bu çünkü, seni de dert deryasında yüzerken görmek isterler. Hayata karanlık bir pencere ardından bakar onlar, seni de ısrarla oraya çekmeye çalışırlar. Anlatmak isterim oysa ben onlara hayatın diğer tarafını, dinlemek istemezler.

Beni en kötü gecelerden neşeli sabahlara uğurlayanlar kız kardeşlerimdir. Herkesten uzak, yalnızca onlara yakın olmak isterim.

Masal dünyasıdır onların yanı, uçurtmama atlayıp gitmek isterim.