İlk Kelime

Çoktandır, ilk kelimeyi arıyorum.

Sana yazmaya başlamak için o ilk kelimeyi aradım aylarca. Bir türlü dilimin ucuna gelmedi, bir türlü başlayamadım satırlara.  Birkaç küçük kağıt parçasına anlık heyecanlarımı sığdırdım, bir iki de şarkı söyledim senin için; sanki daha evvelinden bize yazılmış gibi.  Şiirlere göz gezdirdim uzun zaman, belki o ilk kelimenin ilhamı gelir diye.  Aylarca senin için, özenerek seçtiğim defterler boş kaldı.

Bu sabah, yeni evimize uyandım. Yepyeni bir şehirde, yepyeni bir sabahtı. Alışalı birkaç gün olmuştu henüz. Varlığını artık daha çok hissediyorum, bu evin seni düşünerek hazırlanmış olmasının da etkisi var mutlaka. Elimde koca bir bardak sütle güne başlarken, ekrana göz gezdiriyordum.  Yıllardır hafızamda olan bir şiir gözüme çarptı, bir başka anlamda okudum:

Dönsen ve öpsem incitmeden
Alının gücenik ülkesini
Benim ömrümsün sen, onurum, geleceğim.

Şükrü Erbaş

Daha anlamlı bir “Merhaba” olamaz diyerek başladım satırlarıma. Bugün ilk kez senin için cümleler kurdum. Bugün ilk kez, seninle dertleştim. Bugün biraz daha büyüdün içimde.

Merhaba.
Hoş Geldin.

Mutlu baharlar!

tumblr_mf6dfvLmRw1rlsjh8o1_500

Her türlü yorgunlukla baş edebiliyor insan ama zihin yorgunluğu fena şey.  Benim gibi işleri kendi planlayıp, yoluna koymadan içi rahat edemeyenlerin en büyük sıkıntısı eli kolu bağlı olmaktır muhakkak. Aylardır öyleyim. Her şeyi zihnimde tartıp, planlayıp, hazırlıyorum lakin iş harekete geçmeye gelince elimden bir şey gelmiyor. Bunları yapacak olan kişiler de genellikle benim kadar titiz olmayınca zaten sıkıntıda olan zihin daha bir sıkılıyor, geriliyor, patlama noktasına varıyor.

Bu anları kolaylaştırmak için birkaç satır okumayı tercih ediyorum. Bu seanslar her seferinde daha büyük bir zihin yorgunluğu ile sonuçlanıyor.  Evvela, okuduğumu anlayamıyorum! Bir cümle için beş cümle kuruyorum, satırlar ilerlemiyor, hepten sıkıcı bir hal almaya başlıyor bu durum.

Oradan kurtarıp kendimi, film izlemeye geçiyorum. O da ne? Onlarca teknik aksaklık benimle geliyor! Bir biçimde izlemeye başladığım film, ilk 10 dakikasında uyuyakaldığım filmler listesine hızlı bir giriş yapıyor.  Uyandığımda karşılaştığım bu gerçek sayesinde zihnimdeki yorgunluğa bir tanesi daha ekleniyor. Kendimi dağlara taşlara vurmak istiyorum.

Dağa taşa tırmanacak mecal olmadığından son çare olarak müzikte arıyorum şifayı. Her gün yepyeni keşiflere yelken açtığım günlerin hediyelerini birer birer açıyorum. Hepsinde hülyalara dalıyor, beynimde adeta klip çekiyorum şarkılara! Bir süre sonra ne dinlediğimi unutup aklıma gelen bir başka şeyi araştırırken buluyorum. Genellikle hurafelere kafayı taktığımdan bulduğum her yanıtla daha bir şişiyor, geriliyor, kendimi ağlama krizlerinin ortasında buluyorum.

Ve bu enfes aklımla, zihin yorgunluğuna en iyi gelen şeyin ağlamak olduğuna kanaat getiriyorum.

Bizim burada günler sulu sepken, telaşlı ve yorgun geçiyor. Baharı müjdeleyen en iyi ihtimal ise kalbimdeki heyecan. Mutlu bahar günleri efendim.