Gerekli Başlık

tumblr_lxx67u2tXm1qfx0vvo1_500

Şimdi sessiz oluyor ve oturuyoruz sandalyemize.  Yerleşik düzende olmadığımız için sandalyemizin sırtında şalımız yok, omuzlarda sıcaklık hissedemeyince yazamıyor insan haliyle. O nedenle epeydir elim gitmedi klavyeye.  Bahanemi açık ettiğime göre gönül rahatlığı ile alt paragrafa gidebilirim. Maksadım, kuru kelime kalabalığı yaparak gözümü doyurmak.  Aşağıda bambaşka bir konuya geçebilir, daldan dala atlayabilir, kaydıraktan kayabilirim. Lakin bunların hiçbirini yapacak güce sahip değilim. Günler, öylesine birbirinin aynısı olarak ilerliyor ki! Aynı zamanlarda daha evvelki günlerden farklı. Öylesi tuhaf bir çelişki anlayacağın, sevgili blog.

Aslında anlatmak istediğim çok şey var. Kahrolsun şu dümdüz yazmayı bir türlü öğrenemeyişim! Bugün kalktım nefis bir kahvaltı yaptım, ardından alışverişe gittim çılgıncasına eğlendim, minvalinde cümleler kurabilmeyi çok isterdim. Ben ki, günlüğüme dahi düzgün cümle kuramayan biriyim, ne çok özeniyorum bu gündelik yazarlara.  Eski günlükleri karıştırırken normal bir insan evladı hülyalara dalar, yad eder o günleri, değil mi? Bende durum çok vahim. Çoğunlukla, ne anlatıyorum ben burada yeaa?!

Neyse, bence bu kadar yeter.  Böyle böyle hatırlayacağım yazmayı diye umut ediyorum.

 

Veda

tumblr_m9hahzrnOZ1r5h8jpo1_500

Sana bir gece armağan edip, çıkıp gideceğim uzaklara.
Günlerdir çağırıyor beni uzaklar. Ağrıyan kulağıma lanet edip dinliyorum o sesi. Sesin gelirdi önceleri uzaktan. Tanıdık bir çocuk, iletişim kurulabilir bir ergen, çokça yabancı bir adam olurdu sesinde. İlkin sesini duyduğumdan olsa gerek bir başka bağlıydım sesine. Uzaktan gelirdi sesin. Uzağı yakın ederdi. Sesin beni unutturur, aklımı başımdan alırdı. Uzakların sesi yoktu o zamanlar. Günlerdir kulağımda uğuldayan o sesi dinleyip, gideceğim bu gece.

Sana bir gece armağan edeceğim.
Yanımda taşıyamayacağım kadar büyük, bir yolcunun elinde harap olmasına göz yumulmayacak kadar görkemli. Bir gece armağan edeceğim sana, sen uyurken usulca koynuna bırakacağım. Upuzun bir gece armağan edeceğim sana, sonsuz. Nerede başladığı ve ne zaman bittiği asla belli olmayan, zamandan bağımsız bir gecen olacak. Sana o geceyi armağan edip, gideceğim uzaklara.

Sesinden ayrılacağım ilkin, değdiyse şayet elin elime, onları bırakacağım. Gözlerinden uzaklaşacağım. Sana o geceyi armağan edip, gideceğim uzaklara. Ağzımda bir karanfil tadı, renksiz bir çay elimde. Ardımda koskoca bir gece bırakıp, çıkıp gideceğim bu gece. Uzakta engin bir deniz vardır diye umuyorum, tuttuğum bunca gözyaşımı akıtacağım bir sığınağa ihtiyacım olacak. Eskisinden yabancı duran gözlerime bir ayna olur bir de elimde. Yüzümdeki değişikliğe anlam vermeye çalışırken oyalanırım belki de?

Gözlerimin karasına bulayıp bu geceyi, çıkıp gideceğim.
Koynuna bir gece bırakıp, gideceğim. Usulca sokulup öpeceğim bir de yüzünü, çocuğundan öpeceğim en çok.

Gideceğim. Neden gidiyorsun, sorusunu sormayı aklından dahi geçirmediğin için en çok.

Pencere Önleri

tumblr_ldb5f8EOOO1qc5xa0o1_500

Biz sana, dışarıdan bakıp meraklanacağın pencere önleri hazırladık.  Geçerken sokaktan bir an dikkatini çekecek,  geçici bir beğeni zannedip yoluna devam edeceğin ama uzun seneler aklında yer edecek o pencere önü.

Biz sana, önünde oturup soluklanacağın pencere önleri hazırladık. Duvara bakıp hayaller kuracağın. Perdenin ne zaman açılacağından habersiz ama bir heves beklediğin. Heyecanlı bir bekleyiş hazırladık sana, belki biraz kalp çarpıntısı.

Sen pencereyi tanıyorsun. Hangi malzemeden yapıldığını belki, saksıdaki çiçeğin cinsini, perdenin kumaşını biraz da. Pencere önündesin sen, bense perdenin arkasındayım. Perdeleri sonuna kadar kapanmış  o evin, pencere önüne bir metreden fazla yanaşması yasak olan kadını. Arada taş atıyor pencereye küçük çocuklar. Uzatıyorum başımı. Onlar pencereden anlamaz, onlar gözlere bakar. Küçük çocuklar pencere önünde beklemez. Haylaz bir öz güvenle doludur içleri, onlar beni senden iyi tanır.

Sen pencereye bakıyorsun. Pencere hiç açılmıyor. Taş atıyor çocuklar. Aralanıyor perde.

Pirinç Pilavı

tumblr_m3l7vhOinq1qazkdco1_500

Masal anlatmaya gelmedim. Gerçeğin tutkulu kollarından bir an olsun kaçabilsem oysa! Zamanın geçmesi bir yana, boşa geçmesi diğer yana. Ortalarında oturmuşum. Na’ mekan! Sular seller gibi bir ezber. Papağan tekrarı. Bir güvercin tedirginliği. Üç kuruşluk dünyanın allanıp pullanıp beş kuruşa satılması. Tiyatro sahnesi. Maskesiz bir tek ben! Her şeyin tek bileni ben. En son duyan, ilk söyleyen, tez canlı. Canı dişinde! Güzel ezgiler bir tek benim kulağımda. Size dünyanın en kötü şarkılarını bıraktım.

Üç masallık ömrümüzün son demindeyiz. Gökten üç masal düşmüş. Biri seni, biri beni, diğeri hani bana hani bana.  Sorarlarsa, hepsini o başlattı! Kesinlikle haberim yok. Sorarlarsa, hiç tanımadım. Ellerimle boğduğumu itiraf etsem kaç yıl yatarım? Yatabilir miyim peki, girer mi gözüme uyku?

Pirincin taşını ayıkla sen, pilavı ben yaparım.

Doğu’nun Elleri

tumblr_lxr3vm4qjX1r6azw5o1_500

“Aras Doğu’ya…”

Küçücüksün, bir su damlası. Gamdan ve kederden ırak, coşkun bir denizin kenarındasın. Karışmak niyetindesin denize, adını aldığın nehir gibi. Yaşamı bilmiyorsun, yaşamanın ne ağır bir yük olduğunu. Karışmak istiyorsun o coşkun denize. Çağlamak niyetin. Acelecisin, ah gençlik! Soluğunu taşıyamıyorsun, soluksuz karışabileceğini sanıyorsun denize. Yanılıyorsun. Küçücüksün, bir su damlası. Gamdan ve kederden ırak o coşkun denizin kıyısında bekliyorsun. Adının tüm görkemi ayaklarının altında; sen akıyor, çağlıyorsun.

Küçücüksün, buhar olup kaçıyorsun denizden. Geziniyorsun semada. Kıyısında denizin öylece kalıyoruz, kıyıya varmanı beklerken semada izliyoruz gölgeni. Yitirilmiş bütün âlimlere uğruyorsun evvela. Doğu’nun kalbine iniyorsun. İncisin. Öğretileriyle ışıldıyor, bir ses oluyorsun. Duyulmamış tüm sırları fısıldayacakmış gibi az sonra. Kışın güneşi gibi, bir anlık kararıyor, uğraş veriyorsun ısıtmak için. Küçücüksün ve dünyayı taşıyorsun ellerinde.

Küçücüksün ve bir o kadar uçsuz bucaksız. Tüm soruların cevabısın, tüm gerçeklerin yabancısı. Yunus’sun bazen, her şeyin mutlak nedenini ilahi tecelliye bağlayansın. Kendini insanda seyredensin. Evvelin ve ahirin sırrını müjdeleyensin. Doğu’nun ellerinde büyüyen, ahadiyet sırrına meyledensin.

Küçücüksün, gökyüzü kadar. Koynunda bulutları taşıyorsun. Evrenin sırrını çözmüşçesine bulutlara şarkı söylüyorsun. Kanatıp derin bir yarayı yeniden, ağlatıyorsun. Yağmur oluyorsun, yaşınla temizliyorsun yeryüzünü.

Küçücüksün, bir yağmur damlası. Yağmurla birlikte tekrar denize iniyorsun. Kıyısına varıyorsun, gamdan ve kederden ırak coşkun bir denizin. Bir anne avucuna dolduruyor seni. O’nda büyüyorsun.